Eğer engin sularda bir gemi sürükleniyorsa amaçsızca, sürüklenişi dümeni tutan ellerin donup kalmasındandır. Çünkü beden değildir yalnızca yollara dökülen, bedenin küreğidir zihin ve kılavuzudur yürek. Kılavuz ile kürek atışmaya başlarsa gemi sallanır, en değerli varlığını, özünü dalgalara kaptırır. O vakit endişeli donuk bakışlarla uğurlar beden özünü uzaklara. Ve eğer uzaklarda bir yerlerdeyse bedenin özü, ne yazık hiçbir şey görmez gözü…
Yolculuklar, uzaklar, ruhun kendini toparlaması için ilaçtır. Nerde olduğunun, nereye gittiğinin hiçbir önemi yoktur o an. Düşüncelerinin içinde derin bir yolculuğa çıkmışsındır çünkü. Yaşadıklarını düşünürsün, fikirlerin acımasızsa çarpışır, çarpıştıkça güçsüz olan ölür ama yenileri doğar. Yenilerle kurarsın yeniden özünü, yıkıklarını onarırsın ve hani kopan bir ipi bağladığında ipin en sağlam yeri o düğüm olur ya... işte o denli sağlam olur yeni eserin...
***
Gidiyordu… Nereye gittiğini bilmeden yalnızca gidiyordu. Yalnızca ona söylenenleri düşünüyordu. Aslında cevabı ortada olan bulmacayı kendince çözmeye başlıyordu. Asıl olanı sorguluyordu.
-“Gerçek olan ne? Doğru olan ne?
-"Sevgiyi, sevmeyi, aşkı, arzuyu gerçekten biliyor muyum?"
-"Yoksa hepsini birbirine mi karıştırıyorum?...”
-"Duygularımın tutsağı mı oldum yoksa aklımın mı? "
-"Gelip esir mi etti yoksa arzularım beni? "
-"Belki de sevgimin büyüklüğünü ispatladı çektiğim acılar? "
Cebindeki tüm yaşantısını döktü ortaya. Bulmak istiyordu çünkü cevapları. Korkmadan açtı eski defterleri. Okyanusun güzelliğini anımsadı. Bir liste yapmak istedi. Ona yaptıklarını ve onun onun için yaptıklarını görmek istedi. Bir liste sürekli dolmaya başlarken, diğerinin bom boş kaldığını gördü. İçi acıdı. Onun için yaptığı o kadar çok güzellik varken nasıl olur da onun yaptığı hiç bir şey olmazdı…
Lakin tek bulduğu, verdiği o güzel salınış ve bakışları oldu…
-"Benim için kılını kıpırdatmamış olmasına rağmen neden tüm iyiliğimi , tüm kalbimi , tüm sevgimi ona verdim? Yalnızca o gözlere bakmaya doyamadığım için mi ? Her gece mi onunla birlikte geçirmek, her an sarılarak o koku ile ruhumu doldurmak için mi ?..."
-"Hayır. Bu sevgi değil, bu arzuların zaferinden başka bir şey değil. Onu delice arzulamak demek, onu sevmek demek değil. Seni sevmeyen, senin için parmağını bile oynatmayan, peşinden koşturan, süründüren, sana devamlı acı yükleyen,acı çektiğini gördüğü halde yalnızca izlemekle yetinen,sırtını dönebilen birine kendini adamak doğru değil…"
-"Yanlış olan buysa eğer, o zaman doğru olan benim için 10 parmağını feda eden, peşinden koşturmak yerine hep bir adım gerimde olan, acı çektiğini gördüğünde dayanamayıp o acıyı alıp yerine mutluluk koymaya çalışan, hayatı çekilmez kılmak yerine çekilir hale getirmeye çalışan doğru kişi olmalıydı. Sevgi dediğin bedenle değil ruh ile alakalı olmalıydı. İki ruhun birbiriyle buluştuğu bahçede arzu ve istekler yemyeşil çimlerin arasına dağılmış gelincikler olmalıydı. Arzular, bahçenin kendisi değil, bahçeye renk katan çiçekler olmalıydı. "
Hayatında hiç böyle birini tanıyıp tanımadığını düşündü. Oysa ne kadar güzel olurdu, onu anlayan, bir adım ileri gitmesine yardım eden, acıların karşısında bende varım diyen, üzgün olduğunda çok uzaklardan yanına kadar gelen, göz yaşlarını silen, elleriyle ruhuna dokunabilen bir yoldaşı , bir arkadaşı, bir sırdaşı, sanki canının bir parçası…
Donuk donuk bakan gözleri şaşkınlıkla iyice açıldı ve aklından bir kelime geçti.
“Deniz”
-"Acılarla dolu o günlerde bana sırt çevirmeyen, yaptığım yanlışları düzeltmeye çalışan, yaptığım tüm israfa, yarattığım tüm pisliğe rağmen beni kapı dışarı etmeye kıyamayan, aksine sevgiye, doğruya yöneltmeye çalışan deniz…"
-"Nasıl bir perdeydi bu gözüme inen… nasıl bir gözlüktü bu taktığım… Gerçeği bu kadar örten, burnumun önündeki doğruyu görmemi engelleyen…"
Deniz kabuğunun söylediği, ona hiçbir anlam ifade etmeyen ancak şimdi aklında eşsiz derinlikte anlamlar taşıyan o sözleri yeniden tekrarladı..
-"Aklın tutsağıdır duygu,akıl da ruhun…"
-"En zor ve karmaşık işleri yapar akıl, eğer tutsak elini çözerse ruh…"
-"Duru bir ırmağı andırır ruh, tertemiz bir ırmağı…
-"Tensel düşünceler ve nefse ilişkin arzular da ırmağın üzerini kaplamış bir avuç çerçöp…"
-"Eğer itiverirse aklın eli o çerçöpü, ırmak kendini gösterir, berrak ve duru..."
-"Dünya arzuları kaplarsa suyun yüzünü eğer..Eğer hayvani arzular baskın olursa tende… Nefis gülmeye başlar o vakit, ve akıl ağlamaya…"
Aklının göz yaşları arasında gülen nefsi görüyordu şimdi. Donuk , hüzünle bakan gözleri kendine kızgınlıkla dolu bakışlara döndü. Üstündeki çer çöpü silkelemek istercesine titredi.
Başta pişman olduğunu hissetti. Tüm bu yaptıkları için kendine lanetler etmeye başladı. Çok büyük bir hata olduğunu düşündü. Ancak caydı o anda fikrinden. Tüm bunlar yaşanmasaydı doğruyu nasıl bulabilecekti?
İçinde garip bir heyecan duydu, birazcık gözleri doldu. Aniden gittiği yoldan caydı ve geldiği yere doğru hızla yüzmeye başladı. Yolculuk bitmeliydi artık. Doğru olana kavuşabilmek için var gücüyle ait olduğu yere doğru yüzmeye başladı. Eski mutluluğu ve heyecanı yerine gelmiş kendini yeniden doğmuş gibi hissediyordu. Karanlıkların içine hiç korkmadan atılıyor, en zor geçişleri tereddütsüz beceriyordu…
Saatleri , günleri saymıyordu artık, bir an önce denize varmak istiyordu. Sadece yemek, içmek için duruyor, sonra yeniden kalkıp gidebildiği kadar gidiyordu. Ne gecesi ne gündüzü belliydi. Bazen kendini karanlıkta yol alırken buluyor, bazen ise pırıl pırıl sulardan geçerken buluyordu.
Artık iyice yaklaşmıştı.Pırıl pırıl sularda neşeyle , keyifle etrafındaki balıkları, canlıları izleyerek ilerliyordu.
Derken, her şey çok hızlı oldu. Bir anda bir karanlık indi o sulara. Derin bir korku saldı önce. Ürkek bakışlar aldı etraftaki neşeli bakışların yerini. Sadece balıklar değil bitkiler bile saklanmaya çalıştı o karartıdan. O ise ne olduğunu anlamadı. Hepsinin neden kaçışmaya başladığını anlamadı. Arkasını dönüp bakmak , başka bir gerçekle yüz yüze gelmek üzere olduğunun ayırtına varamadı. Etrafında hiç kimse kalmadığında arkasında bir dağ gibi büyüyen karartıya doğru yüzünü döndü. Yüzünün en ortasına büyük bir endişe geldi oturdu. Dona kaldı. Gördüğüne inanmak istemedi. O karartının kudreti, büyüklüğü ve hızı karşısında hiçbir şansı yoktu. Çaresizce o karartının onu içine alışına tanık oldu…
O kocaman balinanın midesine inerken gittikçe uzaklaşan, azalan tonda bir haykırış duyuldu ağzından…
-"Denizzz ! …"
***
Karanlıkların bizi ne zaman bulacağı muamma
Gel sen bu yolculuğu çok uzatma
Aklını başına topla
Seni seveni,
Sabırla bekleyeni ,
Bir saniye daha ağlatma…
Kıvırcık
22.05.08
Nezarethane

1 yorum:
Bir kadının hayatında tek olabilmeyi hiç beceremedim. İki insan sevdim ömrü hayatımda, ikisi için de tek olamadım. Benden önce söylenmiş sözler vardı hep. Benden önce yaşanmış duygular vardı.. .
Aniden önüme fırlayıp yendi beni hep o yaşantılar, onlar hep bir adım önümdeydi. Silemedim o izleri. Aksine o izler beni sildi. Nasıl biri olduğumun zerre kadar önemi yoktu. Hiç olmadı. Çünkü baktıkları benim davranışlarım olmadı. Yaşantıları önceden kendilerine ne kadar kötü şeyler yaşatsa da hep onları düşündüler , öne getirdiler. Benim verebildiklerimin bir değeri olmadı.
Ah dalga geçilmekten yorulmuş yüreğim, sevgi uğruna hep çiğnediğim gururum, döktüğüm gözyaşlarım. Yenilmek kaderiniz, isyan etmeyiniz. Gözyaşlarım akmaya, gururum ayaklar altında olmaya mecbursunuz. Gözyaşlarımı silecek ,gururumu yerden kaldıracak bir el yok bu dünyada. Olmayacakta!.Doğru olmanın bir anlamı yok bu hayatta. Aldatacaksın, kendini sevdirip kaçacaksın, derin izlerle kanatacaksın… ki unutulmayasın.
Sanırsın ki insan kötü yaşantılarını silmek ister, kendisine acı yaşatmış insanları unutmak , bir daha görüşmemek ister. Ama dediğim gibi sadece sanırsın. Çünkü onlar hep hatırlanırken, güzelliklerden tutam tutam alırken , sen bir köşede unutulup kalırsın.
İnsanların neye değer vereceğini şaşırdığı dünyada, sevgiyle mahsun mahsun bakan gözleri , özlemle boynuna yaslanan yüzleri , hayattan her korktuğunda sana sıkı sıkı sarılan elleri, “yalnızlık senin kaderin değil,işte ben varım! buradayım!” diyen dilleri… nereden bulacaksın oğlum?
M.Özyılmaz 21.04.2007
Nezarethane
Yorum Gönder