05 Nisan 2008

Acemi Balık (Bölüm 3)

Deniz belki okyanus kadar büyük değil ancak en az onun kadar güçlü ve derindir. Okyanus asidir, bildiğini okur, acımaz çoğu zaman, sevgisi de nefreti de coşkuludur, büyüklüğüne güvenir, büyüklüğünü kullanır, herkesin kendini ona mecbur olduğunu sanır…

Deniz masumdur, kalenderdir, daha yakındır hayatın kendisine, daha çok mücadele eder eteklerinden, kıyılarından ona katıştırılanlarla. Bu yüzden anlar dertlinin halini, tanır acılı misafirini, kendi de çekmiştir çünkü, yaşamıştır, tanıklık etmiştir…

İşte bu yüzden susar. Bilir çünkü sözlerin anlamsız, çaresiz, kifayetsiz kaldığı anları. Sözcüklerden daha anlamlı bir sessizlik sunar ona. Ancak ona sessizliğini vermemiştir sadece güzelliğinden de vermiştir parça parça. Her kavga ettiği deniz anasından gidip özür dilemiştir onun adına. Her ziyan ettiği yiyeceği sürükleyip hediye etmiştir bir başkasına. Her kirlettiği yere göndermiştir arıtan akıntılarını.

Acemi balığımız içindeki acıyı bir türlü atamamaktadır. Boş boş dolanır yosunların arasında. Düştüğü boşluk onu daha da sinirlendirir. Kavga etmek için bir nedene ihtiyacı yoktur artık. Suyun rengi, yengecin durduğu yer, yosunların salınışı bile bir nedendi onun için.

Tüm bunlar bir yana bir şey vardı ki görmeye dayanamıyordu. Görünce çok kıskanıyor , içindeki acı katlanıyor katlanıyor ve saldırganlığa dönüşüyordu. Kimseyi mutlu görmeye dayanamıyordu. Gülücükler saçarak dolaşan çiftleri görünce onlardan nefret ediyor ve o güler yüzlerini hemen solduruyordu. Neşeyle kumdan kaleler yapan yavru balıkçıkların kalelerini yerle bir ediyordu.

En son bir çiftin en mutlu anına, birbirlerine sevgiyle dokunuşlarına tanık oldu. Kala kaldı. İçinden o anı bozmak geldiyse de bu sefer yapamadı. Göz yaşları içinde izledi. Çaresizliği inanılmaz boyutlardaydı. Yeni doğmuş bir bebek kadar çaresiz hissediyordu kendini. İçi öyle bir burkuldu ki yığıldı kaldı bir köşe de .

Deniz kayıtsız kalamadı. Bir süre onu kendi haline bıraktıktan sonra yaklaştı. Ilık bir akıntıyla teselli etmeye çalıştı. Balığımız ise ona sert çıktı;

- Neden yapıyorsun bunu? Neden? Israrla seni pisleten, herkesle, hatta kendiyle bile kavgalı , kimseye en ufak faydası bile dokunmayan birine bunu neden yapıyorsun? Hak etmediğim halde her zaman bana iyi davranıyorsun, bütün gün boş gezdiğim halde beni besliyorsun, dışlamıyorsun…

Deniz ona derin bir cevap verir:

- Yukarıdan enginlere akar da hani bir su, en aşağıya varınca yükselir ya buhar olup
- Ve yerin altına girmeyince bir buğday, başak olup yükselemez ya
- Toprağa düşmeyince bir tohum da, elbette meyve olup baş çekemez göklere

Acemi balığımız bu sözlerden hiçbir şey anlamamıştır.

- Ne demek istiyorsun? Söylesene anlamı ne bunların?... Hey! Sana diyorum!...

Deniz başka tek kelime etmemişti ona. Söylediklerinin yeterli olduğunu biliyordu. Balığımız için ise hiçbirşey ifade etmiyordu bu sözler. Kıyıda köşede bir kayalık bulup düşünmeye başladı.
Üzüntüden, şaşkınlıktan iyice yorgun düşmüştü ancak yine de o kıt aklıyla düşünmeye başladı. Her gün bu kayalıklara gelerek derin düşüncelere daldı gitti. Önünden geçen balıklara baktı. Onların davranışlarını seyretti. Küçük balıkların birbiriyle oynarkenki mutluluklarını izledi. Birbirine sımsıkı kenetlenmiş aileleri gördü.

Değişen hiçbir şey yoktu. Çünkü hala o sözcüklerin anlamını bulamıyor çıldıracak gibi oluyordu. Sonunda merakı o kadar arttı ki yardım almak istedi. Önüne gelen herkese aynı sözcükleri tekrarlayacak ve manasını soracaktı.

Eski gücü ve kuvvetini buldu sanki o anda. Ok gibi fırladı yerinden. Önüne geleni durdurmaya başladı. Küçük büyük demeden soruyordu. Bir kılıç balığına , bir ahtapota, bir kefale…
Hepsi onun çıldırmış olduğunu düşündüler. Kılıç balığı “Çekil şurdan şişe dizmeyeyim şimdi seni” dedi. Ahtapot kollarına alıp biraz sarsıp “İyi misin sen?” dedi. Kefal , bir an olsun durmadan yoluna devam etti.

Balığın düştüğü bu durumu gören deniz atı ona yaklaştı.

- “Dostum” dedi.
- “ Senin derdin büyüktür. Biz kıt akıllılar, ömrü kısacık canlılar sana yardım edemeyiz. Doğru insana sormalısın sorunu.”
- “Kim anlar benim derdimden? Kim söyler bana bu saçmalığın anlamını?”
- “Buradan çok uzaklarda, denizin derinliklerinde 400 yaşında olduğu söylenen bir deniz tarağı yaşar. Çok ömürler tüketmiştir o. Çok yaşamış görmüştür. Söylese söylese o söyler sana cevabı. Anahtarın ondadır.”

Acemi balık, bir saniye bile düşünmeden deniz atının tarif ettiği yere doğru var gücüyle yüzmeye başladı. Ne suların karanlığı, ne tanımadığı canlılarla karşılaşmak ne de ölüm gözünde yoktu. Tek bir istediği vardı. Bu karanlık yolu tamamlayıp deniz tarağına ulaşmak. Yakasına yapışıp derdine derman olmasını sağlamak.

Var gücüyle yüzdü gitti. Karanlık bir yolun içerisinde kayboldu.

Ya kendi karanlığında düşüncelerinde kaybolup hiç dönemeyecekti… yada arınıp ışıl ışıl geri dönecekti…


Kıvırcık
04.05.2008
Sweethome

Hiç yorum yok: