Buz kütlesinin üzerinde sürüklendi, bilinmez kaç gün.Bir mavi den başka bir maviye çevirmişti yüzünü; gök yüzüne. Başka hiçbir yere bakmıyordu, bakamıyordu. Gökyüzünün sonsuzluğunda kaybolmak istiyordu. Bedenini kurutan , yakan güneşi bile umursamıyordu. Bardaktan boşalırcasına yağan yağmur onu ilgilendirmiyordu. Kulakları sağır eden, gözleri kör eden bir zamanlar çok korktuğu şimşekleri şimdi görmüyor, duymuyordu. Yalnızca onu yaratana onu alması için dua ediyordu. İçinden bir tek ruhunu teslim etmek geçiyordu. Yalnızca yaratanın onu yanına, sonsuz şevkatine alacağı anı bekliyordu.
Sonunda bir el uzandı aldı onu. Beklediğinden biraz daha farklı bir eldi bu. O kadar bitkindi ki hiçbir şeyin farkında değildi. Bir anda kendini yanından vızır vızır geçen yüzlerce balığın bulunduğu bir suyun içinde buldu. Ölüyor olduğunu düşündü. “İşte geldiler beni almaya” dedi.”Vakit geldi.Hiç değilse huzur içinde öleyim” dedi. Gözlerini kapadı. O kadar acınacak haldeydi ki bir teknenin balık havuzunda olduğunu anlayamadı bile.
Acemi balığımız yeni macerasına yol almaya başlamışken balıkçılar kendi aralarında konuşuyorlardı.
- Bu sefer çok esaslı bir müşteri yakaladık. Çok iyi para kaldıracağız oğlum bu sefer !
- Ama abi adam çok titiz diyorlar. Çoğu balıkçıyı ufacık bir isteğini yerine getirmedi diye gözünün yaşına bakmadan elinde mallarla onca yoldan geri çevirmiş.
- O bizi daha tanımadı. Göstereceğiz ona iyi balık neymiş. Şu andan itibaren tüm ekibi topla biz oraya varana kadar tüm balıkları kıpır kıpır canlı görmek istiyorum. Hadi göreyim sizi !
Adamlar bir telaş içinde tüm dikkatlerini balıklara verdiler. Onları beslemeye , ilk günkü canlılığında tutmak için ellerinden geleni yaptılar. Artık günler süren yolculuk bitmek üzereydi. Patron balıkların durumunu görmek için son kez aşağı indi.
- Nasıl gidiyor evlat!
- Herşey yolunda efendim , gördüğünüz gibi hala hepsi kaçacak delik arıyorlar.
- Herşey yolunda demek!, peki bu ne? Şu köşede duran
- Anlayamadım efendim?
- Şu köşede duran diyorum! Rengi solmuş, ölü gibi serilmiş , kıyıda can çekişen ne üdüğü belirsiz canlıyı diyorum ! Senin bana kastın mı var he söyle! Bana işi kaçırtmak mı istiyorsun! Bu balıklarla mı alacağız işi salak! Hemen at şunu görmesin gözüm!
- Derhal efendim!
Ehh… Acemi balığımız o kadar küskündü ki hayata ne verilen yemi aldı ne de sevindi yeniden su ile buluştuğuna. O hala niye kavuşamadığını düşünüyordu yaratanına. Yeniden bir el görünce ümitlendi. İşte… İşte şimdi…Vakit geldi…
Evet vaktiydi… ama ölmenin değil. Yeniden yalnızlığa terk edilmenin, yeniden kovulmanın…
Hızla savurdu onu eleman güzel bir bahar günbatımında. Çok geçmeden derin bir dalış yaptı rengi, tuzu değişik bu sulara. Süzüldü yavaş yavaş dibe. Burası balıkların öldükten sonra gittikleri yer olmalı diye düşündü. İçinde hala aynı acıyı hissettiğinde, etrafındaki her şeyin sıradan yaşamın bir parçası olduğunda inandı ruhunu teslim etmediğine.
Koyu kara renkler yerine açık mavi ve yeşilin bin bir çeşidi vardı şimdi de. Okyanuslar geçilmiş şimdi denize gelinmişti. Şimdi deniz ona çok küçük ve değersiz gelmişti. Okyanusun güzelliğinin yanında deniz onun için bir hiçti.
Çaresiz yaşmaya başladı o denizi. Öldürmeyen Allah öldürmüyorsa bir sebebi vardır diye düşündü. Deniz onu besledikçe kendine geldi. Kendine geldikçe yaşadıklarının muhasebesini daha iyi yapar hale geldi. Olanları düşündü. Yaşananları bir bir hatırladı. Düşüncelerinin arasında kayboluyordu çoğu zaman. Her düşündüğünde biraz daha artıyordu hayata olan kızgınlığı. Kendini dünyanın en aptal varlığı olarak hissetti. Nasıl bu kadar saf ve aptal olabildim diye kinlendi.
Duyduğu acının , özlemin üzerine şimdi bir de kendi ile mücadelesi eklenmişti. O artık acı ile yüklenmişti. Başka biri olmuştu şimdi. O güzel ruhun içinden derin bir nefret çıkmıştı. Hırçındı, umursamazdı, acımasızdı…
Deniz ile dalga geçiyordu. Belki de hırsını ondan alıyordu. Deniz analarıyla kavga ediyor , en güzel midyeleri tek tek eşeleyip ziyan edip bırakıyor , denizi pisletmekten geri kalmıyordu. Denizin rengiyle alay ediyordu, okyanus ve okyanusun rengi aklına geldikçe gözleri doluyordu.
Tüm bu yaptıklarına karşın denizin sessizliği,dinginliği onu daha da sinirlendiriyordu. Onun bir şey demesini bekliyor onunla da kavga etmek istiyordu ama ne kadar hıyanet ederse etsin, ne kadar onu hor görürse görsün ona tek kelime etmiyordu. Aslında deniz o kadarda sessiz değildi. Anlattığı çok şey vardı . Acemi balığımızın o sesi duyması için bir şeye ihtiyacı vardı;
Biraz zaman…
Kıvırcık
30.04.2008 22.19
Nezarethane

1 yorum:
Evet Mustafa ;
1. gibi ikincide müzik eşliğinde insanı adeta denizlerin için de gezdiriyor. Tebrikler çok güzel olmuş. yüreğine sağlık. Devamını bekliyorum. Kolay gelsin. Kal Sağlıcakla. HEMŞON :)
Yorum Gönder