02 Aralık 2006
Yarım kalan aşklar - Reha Muhtar
Aslında, karşındakinin suçlu olduğuna değil,kendinin suçlu olduğuna inandığın aşklar,hayatı mahfederler...
Sorumluluğu karşı tarafa değil , kendine de yıktığın aşklar içini acıtırlar
Cız ettirirler...
Aşkın acısı, keşkelerin sayısıyla orantılıdır.
Keşkeler fazlaysa aşkın acısı çoktur.
Keşkeler yoksa artık aşk da yoktur.
Aşkı bitirmek suçun karşı tarafta olduğuna inanmaktan geçer.
Suçun karşı tarafta olduğuna inanmayanlar keşke şunu da yapsaydım diyenler aşkı bitiremezler.
Aşkı bitmiş gözüksdelerde acıyı yok edemnezler
Aslında biten değil bitmeyen aşklar acı verirler.
Kalbin çok önemli gördüğü birini sevme arzulama ve içinde hissetme durumudur aşk
Dibine kadar yaşayıp tükettiğin değil doymadan kalktığın, hala arzuladığın aşklar ızdırap verirler.
Artık ulaşamazsın.Oysa hala ulaşmak istersin
Aşk ya direkten dönmüştür yada bir nebze yaşanıp yarım kalmıştır
O durumda yarım kalan yada direkten dönen sevgiliyi görmek istemez insan.
Umudu yoksa görmek istemez.
Umudu varsa yarım kalan aşkı takip etmeye devam eder.
Kadın ve erkeğin yarım kalan aşkları değişiktir.
Kadın yarım kalan aşkının bir başka kadınla mutlu olmasını hiç istemez
Onu biriyle görmek istemez.Mutluluk haberini duymak istemez.
Hele hele evlendiğini duymak hiç istemez.
Acı çeker.
Acı öfkeyi biriktirir.
İntikamı çağırır.
İntikam nispek yapacak erkekleri buldurur.
Yarım kalan aşklar ihtiras ve intikamlarla dolu egolarca yerlerde sürüklenir.
Çamura bulanır,balçıkla sıvanır.
Erkekte yarım kalan aşkının bir başkasıyla olmasını arzulamaz.
Ogünlerde aşkın bittiğini söyleyen gururu ile aşkın bitmediğini söyleyen duygusu arasında hüzünlü ve öfkelidir.
Yeni hayattan zevk alamaz kolay aşık olamaz.
Eski hayata gidemez,gururu izin vermez
Bu zamanlar erkeğin en tehlikeli olduığu zamanlardır
Öfkelidir ve öfkesi şiddeti çağırır.
Kötülük etme iştahı kabarır.
Yarım kalan aşka yada bir başkasına...
Sevgili bir başka erkekle beraber olunca erkek yıkılır ama rahatlar
Yenilmiştir.
Ama başka erkeğe gittiği içinde artık aşk bitmiştir
Yenilgi maçın devamından daha rahattır.
Hiç olmazsa önünü görecektir.Yeni bir hayata ve aşklara gidebilecektir.
Hasta olmayan erkeğin öfkesi kadın hayatına bir başka erkeğin girmesiyle sonlanır.
Kadının öfkesi ise çok daha iyisi bulunmadıkça her daim sürecektir.Bazen katlanarak ve acı intikamlar alarak.
Oysa aşkın bir zamanlar yarım kalmasının esas nedeni suçun ve sorumluluğun kişinin kendisinde olduğuna inanmasındadır.
Keşkelerin çokluğundadır...
21 Kasım 2006
O şimdi ne yapıyor? - Zülfü Livaneli
Şuanda, şimdi şimdi,
Evde mi? sokakta mı? çalışıyor mu? uzanmış mı? ayaktamı?
Kolunu kaldırmış olabilir ey gün
Beyaz kalın bileğini nasılda çırçıplak eder bu hareketi
O şimdi ne yapıyor?
Şuanda, şimdi şimdi
Belki dizinde bir kedi yavrusu var okşuyor
Belki de yürüyordür adımını atmak üzeredir
Her kara günümde onu bana tıpış tpış getiren sevgili canımın içi ayaklar.
Ve ne düşünüyor beni mi?
Yoksa ne bileyim fasulyanın neden bir türlü pişmediğini mi
Yahut insanların çoğunun neden böyle bedbaht olduğunu mu?
O şimdi ne düşünüyor
Şuanda, şimdi şimdi
Zülfü Livaneli - Sen yoksun
17 Kasım 2006
16 Kasım 2006
Kendimi bulursam...
Ama onlar olmadan da bir türlü yaşanmıyor sonraki mutluluklar, sürekli üzülüyor, seviniyor, mutlu oluyor ve büyüyoruz. Mutluluk oranının insan yaşamına oranı her insanda farklı olmasa da bir elma şekeri ile ağlamayı bırakıp gülümseyen çocuklar var, yazdıklarımın okunduğunu bir şekilde bilipte sevinen bir ben var. Bir yeri acımadan büyüyen yok, yere düşüp kalkmadan yürüyen çocuk yok, her ne kadar kendimizi artık büyümüş hissetsek de çocukluktaki sürecimiz değişik zaman aralıklarında devam ediyor.
Kendi yaşam kesitime bakıyorum da çokta çabuk yaşıyoruz hayatı, keşke bazı anları, ölümsüzleştirip biriktirebilsek, mutluluğun ve gülümsemenin bir kısmını da sonraya kullanabilsek. Bazılarımıza gülümsemek yakışır bazılarına hüzün, yüzümüzü öyle alıştırırız ki böyle tepkilere, diğer anlarda maske takmak zorunda kalırız. Benim maskem bellidir gülümsemek, ama lütfen sen gönlümün sultanı sakın takma hüzün maskeni, hep doğal halinle kal gülümseyen yüzünle. Tabii ki hayatın da yaşanması gereken acı sürprizleri var, beklenen kelimeler, istenen duygular gecikince beni uçuran kanatlarımdan birinin eksildiğini hissediyorum, o nedendir bu kelimelerimin suratsızlığı, o nedendir aydınlık günlerde gözlerimin karanlığı. Beklide artık seni aramaktan vazgeçip kendimi aramalıyım, ben kendimde olmayınca, harfler ve kelimler doğru şeyi yazamayınca bulamıyorum beklide seni. Yılların içinde kaybettiğim kendimi bulmalıyım, kimbilir hangi okulun köşe başında unuttum kendimi, hangi uçan balon satan dükkânda bıraktım bedenimi, hangi aşk romanını okurken, sayfalar arasına koydum yüreğimi.
Kendimi bulursam beklide seni bulacak gücüde bulacağım, önümde duran kalın, kırmızıçizgiyi geçeceğim beklide.
07 Kasım 2006
Sevgi ?z?rl?değilseniz, her engeli aşarsınız...
Değiştirebileceğin ama istediğin halde değiştiremediğin
seyler için mutsuz ol veya ağla..
Asla bir daha sevmiyeceğim deme.. mahçup olursun..
Asla sevgiyi arama çünkü sen aradıkça o saklanır kapı arkalarına..
Sevgi seni istedi mi bulur.. Zamanı vardır..
Tıpkı baharı ,kışın arasan da bulamıyacağın gibi...
yada bulsan da asla onun gerçek bir bahar olmadığını
kabul etmek zorunda olacağın gibi ..O bulduğun sadece bir
aldanmışlıktır..
Aldanırsan, tıpkı kış ortasında çiçek açan erik ağaçlarına dönersin..
Kışın ortasında sevinçten çiçek açarsın..
Kış gerçek yüzünü gösterince de donarsın;
anlarsın ki yaşadığın bahar kış ortasında yaşanan yalancı bir
baharmış....
Erik ağacı gibi donarsın o zaman ve o yaz boşa geçer.. Meyvesiz,
kimsesiz..
Sevgi aranmaz.. Sevgi istedi mi seni bulur...
Hiç ummadığın bir anda arkanda beliren bir dost olur bu bazen..
Otobüs durağında ensende hissettiğin bir nefes alır götürür seni
sevgiye..
Bir tesadüf sana sevgiyi taşır..Sen sevgiyi aramamışsındır..
Tıpkı gecikse de gelen ve geleceğinden emin olduğun bahar gibi...
Tıpkı bir sabah kalkıtıgında baharın pürüzsüz yüzü ile
karşılaşman gibi bulmuştur seni sevgi..
Sevgiyi kaybederken de cesur olmalısın..
Yüreğin dolu olmalı sabır ve güçle..
Her kaybedilen kazanılan bır derstir zaten..
Sevgi çok şey öğretir severken ve kaybederken..
Sevgiyi kaybederken aslında onu hiç kaybetmek istemediğini
ögrenirsin..
Sevgiyi kaybederken, onu kaybetmenin, bulmak kadar
güç olmadığını ama acısına katlanmanın ne güç oldugunu öğrenirsin..
Sahipken sevgiye hep yanında olacakmış gibi onu hoyratça
harcamışsındır..
Kaybettiğinde ise her an yanında olacağına inanmakla
ne büyük yanlış yaptığını anlarsın..Ve bir dahaki sevginde daha
temkinlisindir..
Hem severken,hem kaybederken.. Bir önceki sevgi ögretmiştir bunu
sana..
Her kayıp bir derstir almam gereken.. Çünkü hiçbir sevgi tek başına
var olamaz..
05 Kasım 2006
Alıntı Hikayeler 4 - Su
Sonra nehre verdi su sırrını. Nehir de aldı suyun sırrını çekti gitti.Dereye verdi. Dere biraz daha yavaş olsa da nehirden, o da götürdü suyun sırrını bir başka bilinmeze...
Çağlayanlar, şelaleler,akarsular... Hepsi kayboluyordu bir anda.
Sonra bir gün su takip etti dereyi. Dereye okyanusa kavuşunca farketti su,bütün sırlarının akarsularla,çağlayanlarla, ırmaklarla...okyanusa taşındığını.
Karar verdi su. Sırrını okyanusa verecekti. Öyle de yaptı zaten. Tüm sırlarını okyanusa verdi. Artık suyun sırrını okyanustan başkası bilmiyordu.Ne taştı okyanus, ne bir başkasına taşıdı suyun sırrını, ne de kurudu....
Geçenlerde karşılaştık suyla. Bir bardaktaydı. Suskundu.
Çok uğraştım konuşturamadım.
Ben tam giderken '' Dur !'' dedi su. Durdum!
'' Okyanus yürekli dostlar bulmadan sakın konuşma!
Taşıyamazlar, kaldıramazlar senin yükünü, canını yakarlar,utandırırlar....'' dedi.
Çevrenizde hep "okyanus yürekli" dostlarınızın olması dileğimle .....
22 Ekim 2006
Alıntı hikayeler 3 : Rasim
"Rasim Bey, Ben sizi uzaktan uzağa seven bir genç kızım. Çok güzel olduğumu korkmadan söyleyebilirim. Dünyada en büyük emelim sizin tarafınızdan sevilmek ve sizin kariniz olmaktır. Fakat yaşlarımız çok küçük olduğu için zannederim ki birkaç sene beklemek gerekecek. Şimdilik kendimi size tanıtmayacağım. Mektuplarınızı ..... adresine taahhütlü olarak gönderiniz. Benim çok mutaassıp bir beybabam vardır ki, çok az sokağa çıkmama müsaade eder. Bununla birlikte belki bir gün ayaküstü görüşebiliriz. Kendimi şimdiden sevgiliniz ve nisanlınız saydığım için sizinle görüşmeyi fena ve ayıp bir şey saymıyorum. Evde yalnızlıktan çok canim sıkılıyor. Mektuplarınız benim için bir teselli olacaktır."
On altı yaşına gelmiş her okul çocuğu gibi, Rasim için de hayatta sevilip sevmekten daha önemli bir şey yoktu. Bu mektubu okur okumaz yüreğine bir ateş düştü. Tanımadığı bu kızı deli gibi sevmeye başladı. O gece sinemaya gidecekti, vazgeçti, erkenden odasına çekilerek kendisini seven bu genç kıza uzun bir mektup yazdı. Mektubu posta kutusuna attığı zaman birdenbire on yas büyümüş gibi gurur duyuyordu.
İsminin Bedia olduğunu söyleyen bu genç kız, Rasim'in mektuplarına düzenli olarak cevap veriyor, eğer bir iki gün geciktirecek olursa kıyametleri koparıyordu.
"Sizi ne kadar sevdiğini ve sizin mektuplarınızdan başka tesellisi olmadığını söyleyen bir zavallı kızın gözlerini yollarda bırakmak doğru olur mu? Hem mektuplarınızı çok kısa yazıyorsunuz. Bir rica daha: mektuplarınızı biraz okunaklı yazıyla yazamaz misiniz?"
Genç okullu, akşamları erkenden odasına kapanıyor, sevgilisine kendini beğendirmek için saatlerce müsveddeler yaparak, kitaplar gibi uzun mektuplar yazıyordu.
Bedia ayni zamanda meraklı bir kızdı. Bazen söyle sorular sorduğu da oluyordu:
"Evlendigimiz zaman balayımızı geçirmek için acaba İtalya'ya mi gidelim, İsveç'e mi? Bu iki memleket acaba nasıldır? Halkı nasıl yasar ne iş görür? Oralara gitmek için hangi denizlerden hangi memleketlerden geçilir?" Yahut da "Sen Abdülhak Hamit Bey'in Esber'ini okudun mu? Nerelerini en çok beğendiysen yaz da ben de okuyayım...
" Genç okullu, nişanlısına karşı küçük düşmemek için, coğrafya ve edebiyat kitapları karıştırıyor, onun istediği bilgiyi toplamak için günlerce çırpınıyordu.
Bedia bir mektubunda ona söyle darıldı: "Sizinle muhakkak görüşmeye karar vermiştim. Dün okul dönüşünde yolunuzu bekledim. Fakat bir genç kızın sevgilisi olduğunuzu hatırlamamış, çok fena giyinmiştiniz. Üstünüz başınız, ayakkabınız çamur içindeydi. Çocuk gibi arkadaşlarınızla mı boğuştunuz acaba? Bunu görünce sizi mahcup etmekten korkarak yanınıza gelemedim."
Rasim fena halde utandı ve üzüldü. O günden sonra olağanüstü dikkat ve özenle giyinmeye başladı. Bedia bir kere de onun okuldan çıkar çıkmaz eve gitmemesinden, geceye kadar sokakta dolaşmasından şikayet etmişti. Acaba kendisi evde onun için ağlarken, o, başka kızların pesinde mi geziyordu?
Rasim dünyada Bedia'sindan başka hiçbir kızı sevemeyeceğini yeminlerle yazdı ve sokakta dolaşmaya, tesadüf ettiği kızlara göz ucuyla bile bakmaya cesaret edemez oldu. Bir aksam, Rasim'in annesi Nedime Hanim kocası Ahmet Beyi matemli bir çehre ile karşıladı, ağlamaklı bir tavırla:
"Ah Bey,başımıza gelenleri sorma. Oğlumuza Bedia isminde bir kız musallat olmuş. Bugün Rasim'in odasını düzeltirken mektuplarını buldum. Evladımız elden gidiyor. Bir çare bul."
Ahmet Bey'de hiçbir meraklanma işareti görünmüyor, tersine kıs kıs gülüyordu. Sesini alçaltarak:
"Korkma Hanim," dedi, "oğlana aşk mektuplarını yazan kız benim! Oğlandaki haylazlık arttıkça artıyordu. Ne okuldaki öğretmenler, ne ben, bütün gayretimize rağmen, ona doğru dürüst yazmayı bile öğretemiyorduk. Nihayet düşüne düşüne bu çareyi buldum.
Rasim'in kıza yazdığı mektuplar sayesinde yeni yazıyı mutlaka öğreneceğinden ve bu sene sınıfı geçeceğinden eminim. Doğrusunu istersen, ben de eski yazıyı bir zamanlar sana mektup yaza yaza öğrenmiştim
19 Ekim 2006
Ey Arkadaş !
Yok arkadaş! birkaç kez selam vermezse sırtımızı dönen insanlar olmuşsunuz siz.Peki gerçek dostlarınızı nasıl ayırt edebiliyorsunuz?.Tabii bunu nasıl ayırt edebilirsiniz ki?.Hiç etrafınızda dolanan selam sabahcılardan başka dostunuz oldu mu ki gerçek dostluğu bilesiniz?.Susadığınızı hissedip size suyunu uzatan,aç olduğunuzu hissettiğinde zaten bir avuç yemeği olduğu halde yarısını size veren bir arkadaşınız oldu mu hiç?.Yada yorulduğunuz anları görüp siz daha ağzınızı açmadan size elini uzatan veya gücüyle size destek veren bir arkadaşınız oldu mu?.Arayıp sormadığınız halde sizi düşünen,her zaman aklının bir köşesinde olduğunuz bir insan oldu mu hayatınızda?.Aynı anda birbirinizi merak edip mesajlarınızın havada çarptıştığı oldu mu peki?.Benim oldu...
O yüzden bu gülüşüm.Ondandır o insanlar gibi mutlu mesut olmayışım.Selam sabah meraklıları içinde geçiyor ömrüm.Ben onların arasında yaşayamam.Hissetmek isterim,hissettirmek isterim.Ben sözlerin değil davranışların gücüne inanırım.Senin için yaparım demektense yapmayı tercih ederim.Etrafımdaki insanlar bana ne kadar dost bilmek isterim.Bunun için de türlü yöntemler uygularım.Geçenler tüm sevgimi, anlayışımı, gücümü, zamanımı, paramı, hayatımı... herşeyimi alır.Geçemeyenler de...Onlar için hiçbir değişiklik olmaz zaten.Onlar böyle bir düşüncenin farkında bile olmadıklarından boşverirler beni.Selam sabah almadıkları için onlarda vermezler bir süre sonra da bir yabancı olursun onun için.Geçmişte yaptıkların ve belki hala yaptıkların unutuluverir...
Düşün arkadaşım dediklerinin senin için neler yaptığını?.Arkadaşlığın tanımını yeniden yap.Ve etrafına bak...
Kim bilir belkide kıyıda köşede sıkışmış gerçek arkadaşların olduğunu fark edersin...
M.Özyılmaz.
18 Ekim 2006
Alıntı hikayeler 2 : Ayrılık
BULUSMA VAKTI...
Artik Kadiköy iskelesindeydi. Birkaç dakikalik beklemeden sonra karsidankiz arkadasinin geldigini gördü. Simdi midesindeki agri daha da artmisti.Besiktas'a geçtiler. Yolculuk sirasinda hiç konusmadilar. Genç kiz,sevgilisinin bu durgunluguna anlam verememisti. Nereden bilecekti bugünayrilik çanlarinin çalacagini...Besiktas'a geldiklerinde bir cafede oturdular. Genç kiz anlamisti sevgilisinin kendisine bir sey söylemek istedigini. 'Bana birsey mi söylemek istiyorsun' diye sordu. Genç adam, gözlerini kaçirarak 'Evet' dedi. Genç kiz heyecanlanmisti, biraz da sinirlenerek 'Söylesene, ne diye bekliyorsun' dedi. Genç adam içini çektikten sonra 'Sence biz nereye kadar gidecegiz?' diye sordu. Genç kyz, 'Bunu sorma geregini niye duydun?' diye yanit verdi. Genç adam söze basladi... ''Birkaç ay önce aksam 23:00 civarinda sana telefon açip senin için yazdigim siiri okumak istemistim. Sen bana 'Sirasi mi simdi canim yaa, isin gücün yok mu?'demistin. Biliyormusun o an nakavt olan bir boksör gibi hissettim kendimi.Özür dileyip telefonu kapatmistim. Daha sonra da bu siiri benden hiçistememistin. Geçenlerde hasta olup yataklara düstügümde arkadaslarimlabirlikte sen de gelmis, Meralin 'Sen sanslisin, sevgilin sana bakar'sözüne'Isim yok da sana mi bakacagim, annen baksin' demistin. Hatirladin mi?''
DUYGUSALLIGI SEVMEM...Genç kiz, 'Biliyorsun ben duygusalligi sevmiyorum. Hem hasta bakicigibi göründügümü de kimse söyleyemez' diye yanitladi. Genç adam güldü,'Evet canim haklisin. Zaten olmak istesen de bu kalbi tasidigin sürecehasta bakici, hemsire falan olamazsin.' Genç adam devam etti...'Bana simdiye kadar kaç kere sabahin erken saatlerinde güzel sözcüklerden olusan bir mesaj çektin? Hiç... Hatta günün hiçbir saatinde çekmedin.Duygusalligi sevmeyebilirsin. Ama sen seni seven insanlari da mutlu etmeyi sevmiyorsun. Halbuki ben senin tam tersine kendimden çok insanlari mutlu etmeyi seviyorum. Seni tanidigimdan beri her sabah, her aksam, her gece yaniseni andigim her saat tatli bir mesajim vardi senin için biliyormusun?Seninle ben AKLA KARA gibiyiz.'Genç kiz anlamisti, 'Yani ne istiyorsun benden sair olmami mi?' Genç adamtekrar gülümsedi içinden. Dün gece verdigi ayrilik kararinin ne kadar dogru oldugunu düsündü. 'Hayir' dedi, 'Sair olmani istemiyorum.Olamazsin da... BIZ AYRILMALIYIZ.Ayrilirsak ikimiz için de en hayirlisi olacak.'genç kiz sasirmisti, 'Neden ama? Ben seni seviyorum. Senin de beni sevdigini saniyordum.' Genç adam iç çekerek 'Hayir canim, sen beni sevdigini saniyorsun. Eger beni sevseydin simdi baska seyler konusuyor olurduk' dedi. Genç kizin gözleri yasarmisti. Genç adam cebinden çikarttigi mendili uzatti, genç kiz gözyaslarini silerek 'Sen bilirsin, umarim beni bir baskasi için birakmiyorsundur...' dedi. Genç adam 'Nasil böyle birsey düsünürsün, senden baska kimse olmadi ve uzun zaman da olacagini sanmiyorum' yanitini verdi.Genç adam ve genç kiz iki sevgili olarak oturduklari masada Artik ikiyabanciydilar. Birkaç dakika sessizce oturduktan sonra Genç kiz, 'Kalkalimistersen' dedi. Genç adam 'Ben biraz daha burada kalmak istiyorum, istersensen kalkabilirsin' diye yanitladi. Genç kiz 'Tamam o zaman sana mutluluklardilerim' diyerek elini uzatti. Genç kizin sesi ve eli titriyordu.Genç adam, 'Istersen arkadas kalabiliriz' dedi ve birbirlerine son kez sarildilar.
'BEN DOGRU YAPTIM..."Genç adam dogru yaptigina inaniyordu. Eve döndügünde yürümekten bitapBir haldeydi. Odasina girdi. Gece bitmek bilmiyordu. Sabah erken kalkipise gidecekti, uyumaliydi. Birkaç saat sonra uykuya dalmayi basardi.Sabah 7'de saatin ziliyle uyandi. Evden çikacagi zaman cep telefonunabakti, mesaj ve 10 cevapsiz arama vardi. Yorgun oldugu için Duymamistitelefonun sesini. Aramalar ve mesaj sevgilisindendi. Heyecanla mesaji açti,sunlar yaziyordu:SADECE ONLARI SEVMEYI SEVDIM,HEPSINI ONLARSIZ YASADIM DA,BIR SENI SENSIZ YASAYAMIYORUM,BU ASKI TEK KALPTE TASIYAMIYORUM,SANA YEMIN GÜZEL GÖZLÜM, BIR TEK SENI SEVDIM,VE SENI SEVEREK ÖLECEGIM, ELVEDA BIRTANEM...
Genç adam sasirmisti. Onu tanidigi günden beri ilk defa siir aliyordu ve üstelik sabahin besinde yazmisti. Heyecanla onu aradi, telefonu Yabanci bir ses açti. Genç adam ''Nalan'la görüsebilir miyim?''Dedi. Ama karsisindaki agliyordu, hiçkira hiçkira hemde... 'Ben onun annesiyim yavrum, kizim bu sabah intihar etti. Gece sabaha kadar birilerini arayip durdu. Sabah odasinin isigini sönmemis görünce girdim. Yavrum kendini asmisti....'
YIGILIP KALDI...Genç adam beyninden vurulmusa döndü. Bir gün önceki mide agrisinin Ykikatini çekiyordu simdi. Oldugu yerde yigilip kaldi...Birkaç ay sonra iki doktor konusuyordu hastanede. Doktarlardan biridigerine karsidaki hastanin durumunu soruyordu. Doktor yanit verdi...'Haaa o mu? Üç ay önce getirdiler. Kendisi yüzünden bir kiz intihar etmis. O günden sonra cep telefonunu elinden hiç birakmamis. Devamli bir seyler yazip birine yolluyor. Geçenlerde merak ettim. O uyurken gönderdigi numarayi aradim. Numara 3 ay önce iptal edilmis. Gelen mesajlarda bir siir var. Bu adam duygusal mi bilmem ama benim anladigim Kadariyla siiri yazan çok duygusal biriymis...
"ÇEVRENIZDEKI INSANLARIN NE HISSETTIGI YA DA NE DÜSÜNDÜGÜNDEN O KADAR EMIN OLMAYIN, BAZEN BIR KALBIN, IÇINDE NELER SAKLADIGINI ÖGRENDIGINIZDE HERSEY IÇIN ÇOK GEÇ OLABILIR..."
16 Ekim 2006
Veda...
Çok ileri bir tarihte
Çok yaşlı olarakS
Sessizce ayrılmalıyım.
Kimseye pek gözükmeden
Ve kimseyi rahatsız etmeden.
Masamın üzerinde
Dünden kalan işler
Tamamlanmamış yazılar
Okunmayı bekleyen kitaplar
Ve anılar ve umutlar.
Filleri kuyruğundan çekerek
Tepeleri aşırtmaktı görevim
Günler bitti filler tükenmedi
Ben elimden geleni yaptım
Gerisini siz tamamlayın.
Boşa geçmedi hayatım
Daha fazlası olabilirdi ama
'Buna da şükür' demeliyim
İşte sevgili dostlar
Ben böyle veda etmeliyim.
İsmail Cem
Bir bilgeye sormuşlar...
-Efendim canınız ne istiyor?
Bilge cevaplamış:
-Canım hiçbir şey istememeyi istiyor.. ve devam etmiş.. Bu ruh halinin adı gönül yorgunluğudur. .
---------------------------------------------------------------
Bilgeye sormuşlar dünya da en güzel şey ne diye?
-Sevmek demiş...
-Peki sonra? demişler...
-Sevilmek demiş...
-Peki neden sevmek sevilmekten önce geliyor? demişler...
o da demiş ki...
´insan sevdiğine sevildiğinden daha çok emindir... '
---------------------------------------------------------------
Bir bilgeye sormuşlar:
-Bir insanın zekasını nereden anlarsınız?
-Konuşmasından.
-Ya hiç konuşmazsa?
-O kadar akıllı insan yoktur ki!..
14 Ekim 2006
Seni seviyorum...
Yaşamımızı sürdürebilmemiz için ihtiyacımız olan en önemli şeylerden biri sevgi. Sevgiyi ifadenin en iyi yolu da iki sözcük ... Seni Seviyorum.. Ama bir türlü rahatça çıkmaz ağzımızdan. Peki neden?
Sürekli birilerini sevme ihtiyacı duyarız. Sevildiğimizi duyabilmek, başka bir biçimiyle de onay almak için elimizden geleni yaparız. Sonra da Bu kadar sevdiğim bir insan, bana nasıl böyle bir kötülük yapar diye haksızlığa uğradığımızda acılar içinde kıvranırız. Her insanın sevgiliye, sevildiğini hissetmeye ihtiyacı vardır. Sevgilisi tarafından eşi, annesi,babası, kardeşleri, iş arkadaşları ve çevresinde önemsediği insanlar tarafından sevildiğini hisseden kişi nasıl da ayaklarının üzerinde güçlü durur.
Bana sevdiğini söyle!
Kadınlar durmadan tekrarlanmasını isterler sevgi sözcüklerinin. Erkekler de kadınların ağzından bolca duyarlar bu sözcükleri. Kadınlar her seni seviyorum dediğinde Sen de beni seviyor musun? sorusunun yanıtını da almak ister. Bu kendilerini güvenmediklerinden, karşılarındaki kişinin onları sevip sevmediğini kontrol etmek ya da sevdiğini bilmediklerinden değildir.
Yalnızca Hayatımdan memnunum, senin de memnun olmanı istiyorum ve elimden geleni yapıyorum cevabını alabilmek içindir. Sevgine ihtiyacım var! Kadınların nasıl yetiştirildiğini bir düşünün. Aileyi memnun etme, hayaller, aileyi memnun etme, çocukları sevme, koruma, bolca fedakarlık, fedakarlık... Tamam erkekler de bu memnun etmelerle yetişiyor ama onlar maddi memnuniyetler aşılanarak büyüyorlar. Kadınların ihtiyaçlarını karşıladıkları ölçüde sevgililerinden de emin olunmasını bekliyorlar. Bu onların sevgilerinin kanıtı haline geliyor. Ah bir bilseler insanın sevildiğini duymak ya da birini sevdiğini söylemek kadar ihtiyaç duyduğu başka şey olmadığını...
Sana sevdiğimi göstermek daha çok hoşuma gidiyor.Bu da erkeklerin ağzından sıkça duyulan bir cümle. Sevgiyi duymak kadar hissetmek de önemli . Ama o sihirli iki sözcük var ya, dünyaya bedel geliyor insana. Stresli, yorucu bir günün ardından ya da hayatımızda her şey yolunda giderken gönderilen bir öpücük, size sarılması yanında, gözlerinizin ta içine bakarak Seni seviyorum demesini istemez miydiniz.?
İstediğim gibi davranmıyor
Bambaşka iki kişilik farklı hayatlar... Bir araya gelip, uzlaşmak o kadar kolay mı? Doğrularınız arasında ortayı bulmak olduğu gibi, günahıyla sevabıyla kabul etmek... Zor,çok zor... Birini sevdiğimizde, onun kendi hayatına dair, bizim pek de görmek istemediğimiz huyları davranışları biçimleriyle bizi nasıl da huzursuz eder. Asla onun da kendisine ait bir dünyası olduğunu kabul edemeyiz. Her şeyi kendi açımızdan düşünür,Ben bu durumda öyle yapardım der onu suçlarız. Sıklıkla da onda gördüğümüz hatalar zaten bizde var olanların yansımalarıdır. Karşımızdaki kişi aracılığıyla kendimizi eleştiririz. Başkalarında kusur bulmak ne kadar da kolay değil mi? Kendimize olan güvenimiz azaldığı ölçüde, mükemmel bir ilişki arayışımız da artar. Çünkü böylece mükemmel bir insan seçerek kendimize olan güvenimizi telafi yoluna gideriz. Aslında mükemmel gördüğümüz biri tarafından seçilmek içindir bütün yapılan.
Hayatta bütün gün ne kelimeler sarf ediyoruz bir düşünün.
İki güzel kelimeyi söylemek çok mu zor?
Seni Seviyorum..
12 Ekim 2006
Bir imkansızlık havası...
Modernliğin kokusu altında,sadeliğin verdiği huzurla oturan iki insan.iki insan ki çalan müziklerin içinde yok olmuş,mumların ve loş ışıkların gölgesi altında düşüncelerine daha bir gömülmüş...
Deniz bile anlamış oradaki imkansızlığı.Hırsla sahili döven o kudretli deniz bile susmuş.Kıpırdanmaya,fısıldamaya çalışsa da nafile.Ay ise utanmış kaçmış.Üzüntülü bir yalnızlık var havada.
Üçlü koluğun en uçlarında oturan iki insan...Bir tarafta saz çalgısı,ud tıngırtısı diğer tarafta bass ın en kuvvetli tınısı,zamanın en kıvrak notaları.Aralarında ise bir boşluk.Bir boşluk ki asla dolmayacak.Aslında o boşluğu tıngırtısıyla doldurmaya hazırdır ud, yıllardır sakinliğiyle, yavaşca ama kararlı adımlarıyla hazırlamıştır kendini beklemiştir ama karşı köşe yorulmuştur artık o notadan öbürüne geçmekten.Üstelik o satırdan diğerine geçerken hata yapıp ritmide bozmuştur.Geçmişi belli ki bozuk ritimlerle dolmuştur.
Alıntı Yazılar 2 : Seni affetmeyeceğim
ama sen bilmiyorsun bu gidişle de bilmeyeceksin
bazı zaman iyi,bazı zaman kötüsün
bazen çekiyor,bazen de itiyorsun
işte bu ittiğin hergün beni kalbimden vurduğunun farkında mısın?
her ittiğinde yüreğimden birşeyler kopuyor
sanki içimdeki sevgi azalıyor
eğer birgün anlarsan sevgimi şunu bil ki seni affetmeyeceğim
sana yeteri kadar zaman verdim şans verdim ama değerini bilemedin
geç kaldın...
beni anlamadın...
zamanın doldu...
seni affetmeyeceğim...
ve affetmiyorum...
10 Ekim 2006
Alıntı Yazılar 1 : Şİmdi sen su olduğunu düşün
tükenmez... Inaniyorum ki gerçekten de öylesin. Ama ister çesmelerden dökül,
ister göklerden yag, ister nehirler dolusu ak; dibi olmayan bir kovayi
dolduramazsin. Yani seni dinlemeyenlere sesini duyuramazsin... Unutma; Daha
çok bagirdiginda daha çok dinlenmezsin... Gürültünün parçasi olursun
sadece!..
Suyun yaninda olanlar suyu en az içenlerdir. Çünkü; "su nasilsa burda, lüzum yok ki suyu kana kana içmeye" diye düsünürler... Aynen, sesini sürekli duyanlarin seni dinlemedikleri gibi! Ormandaki hiç bir hayvan,irmagin gürültüler koparan yerinden su içmeye çalismadi simdiye kadar. O, hep sabahin en sakin anini bekledi; suyun durgun yerlerini bulabilmek için. Gittiler ve sakin sakin ihtiyaçlarini giderdiler; Onlar için en uygun olan, kendi istedikleri zamanda... Sen, hep bir su oldugunu düsün. Su gibi güzel, su gibi yararli, su gibi vazgeçilmez... Ve su gibi hayat kaynagi oldugunu düsün. Ama su gibi yasatici ol; Su gibi yikici, sürükleyici ve öldürücü degil!.. Sen bir su ol... Ama rahmet ol; Afet degil ! Su isen tarlalarini basma insanlarin, yuvalarini yikma, ocaklarini söndürme; Sana "felaket" denmesin! Su isen bir bardaga sigabil ki; Damarlara giresin!.. Su; Yüce Mevla'nin insanlar için yarattigi en büyük nimetlerden biri. Unutma; Ve suya benzedigini unutma. Su gibi özel, su gibi güzel, su gibi faydali, su gibi lüzumlu ve su gibi bitmez-tükenmez oldugunu da unutma. Ayrica su gibi sakin olabilecegin gibi, su gibi de "kiyametler" koparici olabilecegini unutma... Unutma; Senin isin rahmet olmak, afet degil! Vadiler varken önünde ve ovalar varken, yayilabilecegin; Küçük irmaklara ayirabiliyorsan kendini ve bardaklara bölebiliyorsan, hayat verirsin çevrene. Ve yasayabilirsin dünya dönmesine devam ettigi müddetçe. Yoksa hep duyulmayan, dinlenmeyen; korkulan ve kaçilan olursun seller, afetler gibi. Tercih elindeydi hep ve hep de "senin" ellerinde olacak... Ya tutmayi ögreneceksin dilini; veya hiç durmadan konustugun için, sadece bombos ve anlamsiz sesler çikartan birisi oldugunu zannettireceksin çevrendeki insanlara! Ama yapman gereken su, degil mi; Düsüneceksin ne zaman ne söyleyecegini. Düsüneceksin kimin dinleyip dinlemedigini, kimin anlayip anlamadigini. Düsüneceksin anlatmak istediklerinin ne kadarini anlatabildigini... Hatta anlayanlarin anladiklarinin da senin anlattiklarinin ne kadari oldugunu düsüneceksin... Ve konusmak için en uygun zamani bekleyecek, en az ama an uygun kelimeleri seçmeye çalisacaksin... Ahmak olmayan yolcularin, önceden aldiklari biletleri ceplerinde oldugu halde, saatlerini kontrol ederek, vakit yaklastiginda, vapurun kalkacagi iskelede hazir olmalari gibi, sen de fikrini bindirecegin kisinin "kiyiya yanasmasini" bekleyeceksin!.. Demeyeceksin; "Ben canim isteyince giderim iskeleye, vapur da o saniyede gelmek zorunda!.." Demeyeceksin; "Ben aklima geleni aklima geldigi biçimde söylerim. Karsimdaki de degil duymak, degil dinlemek, anlattigimdan bile fazlasini anlamak zorunda!.." Keske öyle olsaydi. Keske hakli olsaydin, ama maalesef degil... Agzini açip "Selaleden dökülen suyu" içmeye çalisan bir tavsan gördün mü hiç?.. Veya önüne çikan agaçlari dahi sürükleyen bir selden susuzluk gidermeye ugrasan bir ceylan gördün mü? Kaplanlar bile içebilmek için suyun durulmasini bekler; Beyni olan her yaratik gibi! Hadi... Sen simdi "su oldugunu" düsün, ve kendini "su gibi" hisset... Su gibi özel, su gibi güzel, su gibi berrak, su gibi yararli... Su gibi hayat kaynagi ve su gibi bitmez-tükenmez oldugunu hatirla... Ama yine su gibi "bir küçük bardagin içine" sigdir ki kendini; Girebilmeyi ögren insanlarin damarlarina. Hayat ver... Vazgeçilmez ol!
09 Ekim 2006
İlk Aşk
08 Ekim 2006
Alıntı şiirler 1 : Bir Televole Masalı
Sakın aldatmasın seni
Seda'nın, Güllü'nün o hoş kahkahaları
Ebrular'ın, Çağlalar'ın, Demetler'in
O üç günlük muhteşem aşkları!
Ben ne dev yalnızlıklar bilirim
Ben ne ayrılıklar
Ben ne hıçkırıklar
Kimbilir
Nasıl ıslaktır geceleri onların yastıkları...
Hayat Mehmet Ali'nin çiftliği değildir kızım
Öyle hep yüzüne gülmez bu çarkıfelek
Feleğin çarkına düşünce anlarsın
Aslanın neresinde ekmek...
Hayat bir Tarkan şarkısı değildir kızım!
Öyle hüp diye içine almaz seni hiçbir sevgili
Ve hiç kimse kuş sütüyle beslemez seni
Güzelliğin solunca anlarsın
Aynalarda bile zor bulursun kendini
Hayat ne Aydın'ın 'Aydın Havası'
Ne Fatih'in 'o kıskıvrak yılan dansı'
Ne bir Gülben
Ne de Hülya kavgası
Hayat seni kaybettiğim günden beri
İçimde bir kurşun yarası.
Hayat bir peri masalı değildir kızım!
Öyle evinin önünde
Beklemez seni beyaz atlı prensler
Bak Beyaz'ın bile simsiyah oldu
hayalleri çoktan
Ve Okan yaralı bir kuştur artık
Her gün kendini gagalamaktan
Ve sanat adına
Arto'yu, Hande'yi, Sevda'yı zagalamaktan.
Hayat bir tatil köyü değildir kızım!
Bir o yana bir bu yana sallamaz seni
Bir düşün
O arka sokakları
Sahipsiz çığlıkları
Yarınsız çocukları bir düşün
Bir düşün
Olmayan sabahları
Bitmeyen günahları
Çaresiz anaları-babaları bir düşün
Hadi olacaksan
Gel doktor ol, öğretmen ol, alim ol
Kırılmış kanadım, kolum elim ol
Umudum ol, güneşim ol, ateşim ol
Benim ol bizim ol
Seni de sarsın mutluluğun
O sımsıcak kolları
Ve seni de yutmadan
Reyting canavarının o sahte yıldızları!..
Unutma
Sakın unutma kızım!
Onların
Hazin bir romandır
Özendiğin
Ve özlediğin bütün hayatları...
Sen sevgi nedir bilir misin?
Sanır mısın ki sevmek babanın parasıyla en pahalı mağzalardan sevdiğini giydirmektir?.Sanır mısın ki sevmek seni seviyorum demektir.
Hiç camlarda bekledin mi sevdiğini gülerken görecem diye?.Soğuk rüzgarı çektin mi içine hasta olacağını bile bile.Sen hiç baktın mı ekrana sırf onun online olduğu anı yakalayabilmek için saatlerce?.Telefonun elinde uyuyakaldın mı mesaj gelecek diye?.Kayboldun mu yollarda onu düşünürken?,kaçırdın mı ineceğin durakları her seferinde?.
Sen hiç böyle sevildin mi?.Seni böyle sevenin kıymetini bilebildin mi?.
05 Ekim 2006
Öğrendim ki...
Kimseyi sizi sevmeye zorlayamazsınız. Kendinizi sevilecek insan yapabilirsiniz, Gerisini karşı tarafa bırakırsınız.
Öğrendim ki...
Sevimlilik yaparak 15 dakika kazanmak mümkün Ama sonrası için bir şeyler bilmek gerek.
Öğrendim ki...
Kendini en iyilerle kıyaslamak değil Kendi en iyinle kıyaslamak sonuç getirir.
Öğrendim ki...
Sen tepkilerini kontrol edemezsen Tepkilerin hayatını kontrol eder.
Öğrendim ki...
Anlatmak ve yazmak ruhu rahatlatır.
Öğrendim ki...
Duvarda asılı diplomalar İnsanı insan yapmaya yetmez.
Öğrendim ki...
Her problem kendi içinde bir fırsat saklar. Ve problem, fırsatın yanında cüce kalır.
04 Ekim 2006
Alıntı Hikayeler 1 - Bitmiş Aşkları Geçmişe Gömmeli
Sanırım dünyada ne kadar sigara varsa hepsini ben içmiş olmalıydım. Beynimin bu derece uyuşmasının, düşüncelerimin bu denli dumanlar ardında kalmasının başka nedeni olmazdı. Aslında hiç sigara içmezdim. Alkol deseniz, eğer benimki içmekse, emin olun dünyanın %99'u sarhoş dolaşıyor şu anda, şu saniyede. Neydi o zaman bu çaresizliğin sebebi diye düşündüm. Aslında benim içimdeki savaşlar hiç de uzun sürmezdi. Hani hep olur ya, mantık ile duyguların savaşları. İşte onlardan bahsediyorum. Genellikle mantık önce bir saldırıya geçer, sonra kısa süreli bir başarıdan sonra çaresizce duygulara yenilirdi. Hep kapıp koy vermeyi, akışına bırakmayı seçmiştim ilişkilerde. Fakat mantık, her kaybettiği savaştan sonra biraz daha güçleniyor, yeni silahlar ile savaşa hazırlanıyor ve her geçen gün biraz daha akıllanıyordu. En önemlisi düşmanı içinden çökertmeyi öğreniyordu. İşte bu yüzden, şu an için içimi yiyordu.
Dostluk içinde, anlayışla koymuştuk noktayı soğuk bir Şubat günü 1998'in ya da noktayı koyduğumuzu sanmıştık. Aradan geçen günler boyunca sevgililer geçmişti ikimizin de hayatından. Sevgililer veya sevgimsi elektriklenmeler. Ara sıra, özel günlerde birbirimizin sesini duymuştuk o kadar. Pekiyi ya o son günlerde artan mesajlar neyin nesiydi öyleyse? İlk günlerin ürkekliğini taşıyan, tedbirli sözcüklere gömülmüş gizli mesajları ancak birbirini çok iyi anlayabilen kişilerin fark edebileceği o mesajlar.. Bilemiyordum. Emin olduğum tek şey, şu anda onunla buluşmak için metroda gitmekte olduğumdu o kadar...
İstiklal caddesinde yürürken cafe'ye giden yolun bu kadar uzun olduğunu düşünmemiştim. Attığım her adımla heyecanım artıyor, kalp çarpıntısının seviyesi yükseliyordu. "Çok hızlı yürüyorum ya ondandır" diye avutuyordum kendimi. Bu avuntu kapıdan içeri dalarcasına girdiğim zaman son buldu.
Değişmişti. Saçlarını kestirmişti. Gözlüğünü yenilemiş, siyah ağırlıklı giyinmişti. Kısacası büyümüştü. O çocuksu ifadenin yerini olgun bir gülümseme ile kapatmıştı görüşmediğimiz yıllar boyunca. Gözleri hala eskisi gibi umutla parlıyordu. Bu parıltıyı görmek beni ürküttü bir an.
Konuşmaya başladık. Okulunu sordum, bir dersten kalmış yine. O bana işimi sordu iyi olduğunu söyledim. Bir şeyler sipariş ettik yemek için neydi hatırlamıyorum. Konu konuyu açtı.
Eskilere döndük bir süre sonra.
İlk günleri konuştuk.
İlk buluşmayı.
İlk dokunuşları.
Mirey'in arabasındaki ilk öpücüğü.
Sevgilisini sordum. Kaçamak cevaplar verdi.
Benim hayatımda biri olup olmadığını sordu; "Yok" dedim.
Neden orada olduğumuzu sordum.
Onu en iyi benim anladığımı, bana ihtiyacı olduğunu söyledi.
Geçmişte neye nokta koyduğumuzu sordum.
Noktaları sevmediğini söyledi.
Gözleri.. Hala umutla parlıyordu. Yoğunluk, her geçen dakika biraz daha artıyor, hissedilir bir sessizlik hüküm sürmeye başlıyordu aramızda. Bana ihtiyacı olduğunu söylemişti. Benim onu hiçbir zaman, hiçbir koşulda tek başına bırakmayacağımı, her zaman ona destek olmak için yanında olacağımı biliyordu. Allah kahretsin ki bunu biliyordu. Mantığım kaybetmek üzereydi savaşı. Geri çekilmeyi düşünmeden savaşıyor, sanki ölüm veya kalım arasında ince bir sınırı zorluyordu. Ve mantığın yenilgisi onun elini tutmamla kesinleşti.
Masanın üzerindeki eline yavaşça dokundum ve kavradım.
Bir süre hiçbir şey söylemeden öylece birbirimize baktık.
"Elimi bırak" dedi.
"Sen bırak" dedim. İkimiz de bırakamadık.
"Beni hala seviyor musun?" dedi.
"Hayır" dedim.
Yalan söyledim.
Anladı.
"Sen beni hala seviyor musun?" dedim.
"Hayır" dedi.
Yalan söyledi.
Anladım.
Hiç birbirini seven insanların birbirine yalan söylemesine tanık oldunuz mu? Çok komik bir durumdur. Başlar öne eğilir. Gözler kaçırılır. O kadar abuk kelimelerle kurulur ki cümleler, söylemek çok zorlaşır. İfadeler anlamsızlaşır. İşte böyle bir şey.
Ne o, ne de ben, "Ne istiyorsun?" diye sormadık.
"Gitmem gerekli" dedi.
"Tamam sen bilirsin" dedim.
Kalktık. Hayatımda ilk defa belki de bir caddenin uzaması, yolun bitmemesi için dua ettim o akşamüstü. Ama gelirken uzadıkça uzayan o yol, dönerken sanki bir metre gibi geldi.
"Kendine iyi bak" dedi.
"Sen de" dedim.
Otobüse bindi. Döndüm. Yürüdüm ve kendimi ilk otobüse attım. Nereye gittiğine bakmadan. Eve vardığımda hemen yattım. Kafamdaki düşünceleri uykuya boğmaktı niyetim. Gecenin bir yarısında derinden gelen bir mesaj melodisi ile uykum bölündü. "Serdar, yalan söyledim!" yazıyordu. Anladım.Gözlüklerimi bile bulma ihtiyacı duymadan cevap yazdım; "Ben de". Anladı. Başka bir şey yazmamasından anladığını anladım...
03 Ekim 2006
Bilim Tarihi
Ne umutlarımız vardı derse girmeden önce...Çok rahat olacaktık,bulduğumuz herşeyi bulup getirip paylaşacaktık.Sonra ne oldu?.Tipik devlet okulu profiline geri döndük.Öğretmen tüm konuları eşit şekilde bölmüş ve kişilere dağıtmış,her hafta konusu gelen anlatıyor(!) diğerleri dinliyor.Ders bu...
Belki teoride güzel bir ders işleyiş şekli ama pratikte değil.Bugün,konusu gelen arkadaşlar her sınıfta olabileceği gibi hazırlanmadan konu hakkında en ufak bir bilgiye sahip olmadan gelmişler tabii.Ne mi oldu?.Konuyu anlatmayana ödevden "sıfır" vereceğini söyleyen öğretmen karşısında resmen dersi baltaladılar.Ellerinde öğretmenin elindeki kitabın fotokopisi var ve sıfır almamak adına tüm konuyu okudular(!).Anlatmalarını geçtim,okuyabilselerdi şükredecektim.O kadar bozuk bir türkçe ile okumaya başladı ki bir tanesi...Izdırap anları başladı.Oku oku bitmez bir de 11 sayfa...Uyanıklık yapayım dedi atlayarak okuyayım dedi,"bahsettiğimiz gibi" dediği şeylerden aslında hiç bahsetmedi.Zar zor dayanıp yarısına geldiğimizde ise sayfaları karıştırdı başa döndü.Onuda geçtim pis pis sırıtmaya başladı ağlaması gereken haline...
İşte bu insanlar öğretmen olacak.Bu adamlar 3. sınıfta ve seneye mezun olacaklar.Değil öğretmeyi okumayı dahi doğru dürüst bilmeyen,araştırmaktan bir haber öğretmenler...Vay Türkiye'nin haline...
Sonu ne olacak biliyor musunuz?.O derste o öğrenci can çekiştiği halde hiç bir müdahalede bulunmayan,sürekli önüne bakıp kalemiyle bişeyler karalayan öğretmenler çocuklarımıza öğretmeye gelecek.En çok sinirlendiğim nokta o idi.Resmen 1 saat göz yumdu bu duruma hiç kimse hiçbirşey anlamadığı halde...Açıkcası girmediğim 3 haftaya üzülmedim.Eğer o 1 saati dışarıda internetten konuyu araştırarak geçirseydim çok daha faydalı olurdu...
Bu eğitim sistemiyle toplumumuzu refah milletler seviyesine çekmemiz biraz zor görünüyor...
Diziler
Dikkat ettiniz mi bilmiyorum.ATV deki dizilerin çoğunda özellikle doğuda çekilmiş dizilerde,özellikle konu arası geçiş sahnelerinde gösterişli manzara sahnelerine baktığınızda "wooow" dersiniz.Bende ilk zamanlar etkilenirdim bu sahnelerden.Yeşil bir başka yeşil,mavi bir başka mavi...Çok göz alıcı, etkileyici...Etkileniyor insan ister istemez."Yahu ne güzel yerler" diyor içinden...Ama yalan işte, hepsi palavra...Hepsi oyun.Hepsi teknolojinin nimetleri.Artık hepsi filtre ile yapılıyor.Görüğününüz o boğaz manzaralarının mavisi sahte,bahçelerde gördüğünüz çimenlerin yeşili sahte,o gözlerin, o kaşların rengi...hepsi sahte.
Yalnızca renkler mi sahte olan?.Ya hikayeler?.Evet,Aliye'nin konusu Türkiye'nin acı bir gerçeği.Ona lafım yok.Ama uzun zamandır birçok dizide işlenen aşk hikayeleri insanları olumsuz etkiliyor bence.O aşk hikayelerini izledikçe özeniyor insan hiç farkında olmadan.4-5 dizi sonra bir bakmışsınız çoğu saf insan dizide yaşanan ihtirasla,kurguda aşk aramaya başlıyor.Buradan onlara seslenmek istiyorum.Yalan hepsi.Kurgu!.Özenle seçilmiş yakışıklı bir adama ve çekici bir kıza oynatılmış bir kurgu.Başka birşey değil...
Televizyon ile birlikte iyice uzaklaşıyoruz doğallıktan, ne yazık...
Merhaba dünya
Hayırlı olsun.
27 Ağustos 2006
Sabah 8.5 cok mu gec?
Söylesene sabah 8.5 çok mu geç? Çok mu erken?
Sabah 9 da işte olması gereken biri için saat 8.5 da gözlerini güne açmak çok geçtir ancak saat öğlen 4.5 da dersi olan bir ikinci öğretim öğrencisi için saat sabah 8.5 çok çok çok erkendir. Birisi çok geç der fırlar yatağından hemen işine koşar artık bir saniye bile kaybetmeden,diğeri "Ooo çok erken" diyip gözlerini yumar yine ışıldayan gün ışığına.
Bu dünyadaki her kavramın adı biziz aslında, onlara adını koyan, olaylara etiketi yapıştıran bizleriz yine. Kimimiz için aynı şey geç iken kimimiz için çok erkendir, yeni bir bir başlangıçtır oysa.Nereden baktığına bağlı. Güneşi arkana alarak mı bakıyorsun ormana yoksa ormanın içinden mi güneşe bakıyorsun? Güneşi ardına alarak bakarsan ağaçların güzel yeşilliğini görürsün değil mi? Tüm renkleri kahverengini, ağacın kabuğunun kıvrımlarını herşeyi tüm detaylarıyla görürsün... Ancak ormanın içinden güneşe bakarsan ağacı kap karanlık bir sütun olarak görürsün, senin için çok ürkütücü ve korkutucu bir görüntü olur, kaçmak istersin... korkarsın...
Her attığın adımda geç kalmadın sen inan. Her attığın adım da öğrendin. Öğrenmek zaman alır, zorlu bir patikadır, engelleri vardır,kanatır ama sonunda güzelliğe ulaştırır seni. Sen "geç" adını koyarsın ona ben "öğrenmek" derim. Öğrendiğimi kabul eder ilerlerim, iyi ama "geç " oldu diyip de yolun sonunda oturmak bana göre değil derim.
Ben bu sayede ilerledim. Yüzlerce kilometre yol katettim. Tek yaptığım farklı bir bakış açısı farklı bir etiket koymaktı yaşananlara. Ben yıllarca buna inandırdım kendimi sen ise geç olduğuna.
Şimdi 62 yaşındaki bir kadına bakıyorum. Kadının yüzündeki gülümsemenin sıcaklığında doğru olanı fark ediyorum. Yüzünden, yanındaki beyaz saçlı adamın elini sıkı sıkı tutuşundan anlıyorum onu bulamadığı 30 yıla, aldığı yanlış kararlara, yanlış insanlarla geçirdiği zamana "Geç" adını vermediğini. O , o 30 yılın kaybına oturup ağlamıyor. " Neredeydin?, Şimdi gelsen ne olur?" demiyor. Önündeki belki 5 belki 10 yılda neler yapabiliriz birlikte diye düşünüyor ve gülümsüyor. O kuvvet ile sıkıyor beyaz saçlı adamın elini ve sürüklüyor onu aklında düşündüğü güzelliklere,gezmelere, mutlu olmaya... Neden?
Çünkü önemli olan her ne zaman olursa olsun doğruyu sonunda bulmuş olmak ve o doğruyu yaşamaya başlamaktır. Yanlış kararlar vermen,sevmediğin bir adamla yıllarını geçirmen, huzur bulmadığın kollarda mantığını tatmin etmen, kısacası hayatını, gerçek mutluluğunu geçiştirmen doğruya ulaşma süreni uzattıkça uzatacaktır her zaman.
Bende bir fotoğrafın vardı. Karaköy- Kadıköy vapurunda çekilmiş.Yüzünü akşam güneşinin tatlı sıcaklığına dönmüş, içinde doğan müthiş huzur gözlerinin tatlı bir mahmurlukla kapanmasına neden olmuş kulağında kulaklık ile müzik dinliyordun.
O fotoğraftaki gibi huzur dolu gözlerini kapattığın kişinin yanında ol. %100 güvendiğin, sırtını rahatlıkla yaslayabildiğin, her yönüyle seni anlayan, öpmekten hiç bıkmadığın, yanındayken bile özlediğin, tirim tirim titrerken sarıldığında tüm üşümeni alan, içini ısıtan kişinin yanında ol...
Mutlu olduğun kollarda, huzur bulduğun yerde ol. Aksi yalan, aksi geçiştirme, aksi halının altına tozları süpürme...
Benim hayatımda yalnızca bir kişi sarıldığımda içimdeki titremeyi aldı, yerine huzur verdi. Başkası olmadı,olamadı. Ben onun ellerini ellerimde tutmayı beceremedim ve o uçup gitti. Eğer sen son 6 ay içinde aldığın kararın içinde bunları buluyorsan, bunları hissediyorsan sakın geri bakma olur mu?
Ve unutma hiç bir zaman hiç birşey için geç değildir. Yeter ki her iki tarafında içi huzur dolsun...
Yaşamımızın amacı bu...
