"Geç" dediğin şey nedir söyle bana... "Geç"
Söylesene sabah 8.5 çok mu geç? Çok mu erken?
Sabah 9 da işte olması gereken biri için saat 8.5 da gözlerini güne açmak çok geçtir ancak saat öğlen 4.5 da dersi olan bir ikinci öğretim öğrencisi için saat sabah 8.5 çok çok çok erkendir. Birisi çok geç der fırlar yatağından hemen işine koşar artık bir saniye bile kaybetmeden,diğeri "Ooo çok erken" diyip gözlerini yumar yine ışıldayan gün ışığına.
Bu dünyadaki her kavramın adı biziz aslında, onlara adını koyan, olaylara etiketi yapıştıran bizleriz yine. Kimimiz için aynı şey geç iken kimimiz için çok erkendir, yeni bir bir başlangıçtır oysa.Nereden baktığına bağlı. Güneşi arkana alarak mı bakıyorsun ormana yoksa ormanın içinden mi güneşe bakıyorsun? Güneşi ardına alarak bakarsan ağaçların güzel yeşilliğini görürsün değil mi? Tüm renkleri kahverengini, ağacın kabuğunun kıvrımlarını herşeyi tüm detaylarıyla görürsün... Ancak ormanın içinden güneşe bakarsan ağacı kap karanlık bir sütun olarak görürsün, senin için çok ürkütücü ve korkutucu bir görüntü olur, kaçmak istersin... korkarsın...
Her attığın adımda geç kalmadın sen inan. Her attığın adım da öğrendin. Öğrenmek zaman alır, zorlu bir patikadır, engelleri vardır,kanatır ama sonunda güzelliğe ulaştırır seni. Sen "geç" adını koyarsın ona ben "öğrenmek" derim. Öğrendiğimi kabul eder ilerlerim, iyi ama "geç " oldu diyip de yolun sonunda oturmak bana göre değil derim.
Ben bu sayede ilerledim. Yüzlerce kilometre yol katettim. Tek yaptığım farklı bir bakış açısı farklı bir etiket koymaktı yaşananlara. Ben yıllarca buna inandırdım kendimi sen ise geç olduğuna.
Şimdi 62 yaşındaki bir kadına bakıyorum. Kadının yüzündeki gülümsemenin sıcaklığında doğru olanı fark ediyorum. Yüzünden, yanındaki beyaz saçlı adamın elini sıkı sıkı tutuşundan anlıyorum onu bulamadığı 30 yıla, aldığı yanlış kararlara, yanlış insanlarla geçirdiği zamana "Geç" adını vermediğini. O , o 30 yılın kaybına oturup ağlamıyor. " Neredeydin?, Şimdi gelsen ne olur?" demiyor. Önündeki belki 5 belki 10 yılda neler yapabiliriz birlikte diye düşünüyor ve gülümsüyor. O kuvvet ile sıkıyor beyaz saçlı adamın elini ve sürüklüyor onu aklında düşündüğü güzelliklere,gezmelere, mutlu olmaya... Neden?
Çünkü önemli olan her ne zaman olursa olsun doğruyu sonunda bulmuş olmak ve o doğruyu yaşamaya başlamaktır. Yanlış kararlar vermen,sevmediğin bir adamla yıllarını geçirmen, huzur bulmadığın kollarda mantığını tatmin etmen, kısacası hayatını, gerçek mutluluğunu geçiştirmen doğruya ulaşma süreni uzattıkça uzatacaktır her zaman.
Bende bir fotoğrafın vardı. Karaköy- Kadıköy vapurunda çekilmiş.Yüzünü akşam güneşinin tatlı sıcaklığına dönmüş, içinde doğan müthiş huzur gözlerinin tatlı bir mahmurlukla kapanmasına neden olmuş kulağında kulaklık ile müzik dinliyordun.
O fotoğraftaki gibi huzur dolu gözlerini kapattığın kişinin yanında ol. %100 güvendiğin, sırtını rahatlıkla yaslayabildiğin, her yönüyle seni anlayan, öpmekten hiç bıkmadığın, yanındayken bile özlediğin, tirim tirim titrerken sarıldığında tüm üşümeni alan, içini ısıtan kişinin yanında ol...
Mutlu olduğun kollarda, huzur bulduğun yerde ol. Aksi yalan, aksi geçiştirme, aksi halının altına tozları süpürme...
Benim hayatımda yalnızca bir kişi sarıldığımda içimdeki titremeyi aldı, yerine huzur verdi. Başkası olmadı,olamadı. Ben onun ellerini ellerimde tutmayı beceremedim ve o uçup gitti. Eğer sen son 6 ay içinde aldığın kararın içinde bunları buluyorsan, bunları hissediyorsan sakın geri bakma olur mu?
Ve unutma hiç bir zaman hiç birşey için geç değildir. Yeter ki her iki tarafında içi huzur dolsun...
Yaşamımızın amacı bu...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder