28 Mayıs 2007

Bana seviyorum dedirtmeyin

Bana seviyorum dedirtmeyin

İçim acıyor, canım yanıyor.
Çünkü sevgim katkısız, yalansız ...
Kaptırıyorum kendimi istemeden,
Derinden yaşıyorum sevdamı,
Kalbime kalın çizgilerle yazıyorum adını.
sonra aldatıldığımı görünce, vuruyorum duvarlara başımı.

Oynayacaksanız benimle,
Atacaksanız hasret ateşine,
Bana seviyorum dedirtmeyin; ne olur...

Kullanılıp atılan bir mendil değilim ben
yada içi yenildikten sonra atılan çikolata kağıdı.
İnsanım ben.
Sevdiğini baş tacı eden,
Her saniye sevdiğini hayal eden,
Sevdiğine küçücük bir çocuğun saflığıyla bağlanan bir insan.

Ama yok!
Saflığımı kullanacak iseniz,
Beni sevgisizlikle vuracak iseniz,
Bana seviyorum dedirtmeyin; ne olur...

04 Ocak 2007

Mustafa Ve Yağmur - Bölüm 2

Gözleri dolmuştu.İçi acıdı yine.Karışmıştı duyguları.Beklemeli miydi bir sonraki vapuru? yoksa çoğu zaman olduğu gibi çaresizlik içinde geri mi dönmeliydi?.Çıktı iskeleden yan taraftaki çay bahçelerinden birine oturdu.En kıyıdaki yeri seçti.Dalgaların sesini duymak istiyordu.Cansız olan her nesnenin konuşup ona yol göstermesini istiyordu.Martılara,balıklara soruyordu.Gözleri uzaklara daldı...

Gitsem...diye düşündü.Ne olacaktı?.Kendisi ile görüşmek istemeyen birisinin karşısına geçip konuşacaktı.En zor şeylerden biridir kafasında fikri belli olan birine karşı konuşmak.Ne diyecekti ki...Ayrılık süresince ettiği onca sitem,onca haykırış,yakarış,öfke...zaten bunlar herşeyi berbat etmemiş miydi?.O ise tüm bunlara rağmen ona tek kelime etmemişti.

Düşündü..İnsan sevdiğinin yanında olmaz mıydı?.Nasıl dayanırdı seven,sevdiği bir adım yakınında olduğu halde sırt çevirmeye?.Kendi sevgisini düşündü.O her ne yaparsa yapsın,nefret ettiğini söylese de,yüzüne tükürse de,en ağır sözleri söylesede,milyonlarca kilometre öteye gitsede en zor anında ona yardım edebilmek için onun yanına gelebilecek kadar çok sevebiliyordu.

Ama Yağmur öyle düşünmüyordu.Mustafa en üzüntülü anında ondan bir mesaj, bir tepki beklediği halde, onu bile ondan esirgiyordu.Hatta üstüne üstlük o anda gülücükler dolu mesajları arkadaşlarına yazabiliyordu.Ona umut vermemek için elinden geleni yapıyordu.Ondan mümkün olduğu kadar uzak durmaya çalışıyordu.Aradığı zaman görmezden geliyor,mesajlarını almamış gibi davranıyor, karşılaştıklarında ise zoraki konuşuyordu.Sevgiye, aşka dair herşeyi unuttuğunda kendini mutlu hissediyordu.Aşk ona mutluluktan çok acı veriyordu.Kendisini toplamaya tüm bu konulardan uzak kalmaya ve duygularını karanlığa gömmeye çalışıyordu.İncinmişti çünkü.Her denediğinde biraz daha fazla incinmişti...

Ama Mustafa tüm bunları bilmesine rağmen bencilce davranarak onun sevgisini istemekte diretiyordu.Dayanamıyordu,kendini tutamıyordu.Onun gözünde ayrılık için hiçbir neden yoktu.Seven iki insanın arasına ne girebilirdi ki?.Ne bir insan,ne para ne de uzak mesafeler,ne de insanların söyledikleri...Ona göre, onsuz geçen her dakika bir kayıptı.Şu kısacık,ne kadar yaşayacağımızı bilmediğimiz dünyada her saniyeyi kıymetli buluyordu.

- Ağbi bir çay daha ister misin?

İrkildi.Yeniden şimdiki zamana döndü.

-Hayır,sağol. dedi

Her zaman olduğu gibi tüm bu olayları düşündükten sonra içindeki saflığa yenileceği an gelmişti.Polyannacılık oynamaya başlamıştı.Hep aynı şey oluyordu.Saatlerce beyninde onu eleştirip eleştirip sonra da o beni seviyor yapmaz öyle şey mutlaka bir nedeni vardır diyip ona olan bağlılığını hep devam ettiriyordu.

Ayrıldıklarından beri karşısına bir kez olsun çıkmamış,yolunu kesip gözlerinin içine bakarak "Seni seviyorum" dememişti.Belki Yağmur Mustafa yı görse,bir kere görse herşey değişirdi.Dayanamazdı belki.Yağmur bakmaya doyamazdı ona.Yanına geldiğinde ona sokulduğunda bambaşka bir dünyadaymış gibi hissederdi kendini.

Kim bilir belki herşey değişir diye heyecanlandı.Aceleyle kalktı.Kalkmak üzere olan vapura günün başlangıcındaki heyecanı ile adımını attı.Yerinde duramıyordu,oturamadı.Vapurun arka tarafındaki açık balkona çıkmaya karar verdi.Dışarıda kimsecikler yoktu.Kim çıkardı ki bu soğukta dışarı...

Uzun süre vapurun arkasında süzülen köpükleri izledi.İyiden iyiye dalmıştı.Sonra bir sesle irkildi.Giderek yükselen bir sesle az ileride bir çift tartışıyordu.Kulak misafiri oldu.Bir davet söz konusuydu.Erkek bu davete katılmak çok istiyordu.Onu da bu yönde ikna etmeye çalışıyordu.Türlü türlü kelimelerle onu caydırmaya çalışıyordu.Ne olur..Hadi ama..yapma böyle..Ama kız hiç istemiyordu.

Mustafa onların yüz ifadeleriyle ilgilendi.Oğlanın yalvar yakar tavırlarına, kızın "hiç istemiyorum bundan nasıl kurtulabilirim" demeye çalışan bakışlarına baktı.Sanki az sonra yaşayacağı anlar karşısında bir tiyatro oyunu gibi sergileniyordu.

Biraz sonra rol alacağı oyunu görmek onu etkiledi.İsteksiz bir kız, onu caydırmaya çalışan erkek...Böyle olmamalıydı.Hayatta hiçbirşey zorla olmamalıydı.İnsanlar istedikleri yerlere gidebilmeli,istedikleri insanla gezebilmeli,istedikleri yaşamı yaşayabilmeliydi.

Eğer giderse aynı bakışlara mağruz kaldığında kendini nasıl hissedeceğini düşündü.Çok kötü hissetti kendini.Neden gidiyordu ki sanki...Yağmur'un onu istemediği yaptıklarından açıkca belliydi.Zorla gelen mutluluktan ne hayır gelirdi ki?.Yağmur böyle yaşamayı,onsuz yaşamayı seçmişti.Elden ne gelirdi.Eğer bu durum değişecekse o istediği için değişmeliydi.Ancak bu şekilde gerçek mutluluk olabilirdi.Ancak iki insan kavuşmayı dilerse,gerçekten isterse buluştukları an birbirlerine sarıldıkları an ikiside mutluluktan havaya uçabilirdi.

"Herkes mutlu olduğu gibi yaşamayı seçer" diye düşündü."Yağmur da belki böyle daha mutlu" dedi içinden.Artık bencilce kendi mutluluğu için düşünmekten yılmaya başlamıştı.İlk kez onun bakış açısından,onun mutluluğu için düşünmeye başlamıştı."Belki de şuanda okuldan çıkıp arkadaşlarıyla eğlenmeye gidecek" diye düşündü.

Ortaya çıkarak,eski meseleleri açarak onu hep üzdüğünü hissetti.İstediği bu değildi."Ben madem hep onun üzülmesine neden oluyorum,madem o böyle mutlu...geri dönmekten başka çare yok" diye düşündü.

Vapur iskeleye yanaşmış herkes inmişti.Ama o inemedi.Yapamadı.

Yıllar öncesinden ayrılık kelimesi ortaya çıkmasına rağmen senelerdir sevgisini,umudunu hep canlı tutmuştu.Sanki hiç ayrılmamış gibi hep ona mesajlar atmış,geri dön çağrıları yapmış,posta kutusunu onu ne kadar sevdiğini içeren mektuplarla doldurmuş ve hep sevildiğini düşünerek onun sevgisini istemişti.

Yağmur mustafa nın iyiliği için onu terk ettiğini söylemişti.Şimdi de Mustafa ilk kez onun iyiliği için onu rahat bırakma kararı almıştı.Belkide bu an gerçekten ayrıldıkları an olacaktı...

Mustafa ve Yağmur - Bölüm 1

Hayatının en güzel gününe uyanmıştı.Hemen kalktı.İçinde garip bir sevinç,büyük bir umut vardı.Çok uzun zamandır görmediği yağmuruna gidecekti.Yıllarca içinde ezdiği satırları ortaya dökmeye hazırlanıyordu.

Onunla tanıştığı ilk günkü gibi hazırlandı aynanın karşısında.İlk zamanlar bu hazırlanışı çok kısa sürmüştü saçları kısacık ve sade idi.Şimdi ise up uzun ve dağınıktı.Tıpkı o gün olduğu gibi aynaya bakarak dilek dilemeye karar verdi.İlk gün dilediği o dilek tutmuştu.Allah'tan gerçek aşkı yaşatacak insanın o olmasını dilemişti.Gerçekleşti...Şimdi aynı güvenle tekrar bir dilek tuttu.İçinden "Ne olur evet desin " dedi ve çıktı.

Harika birgündü.Tüm arkadaşları okula doğru yürürken o aksi yöne yürüyordu.Onlara bakarak onlara gülümsüyordu.Aslında o da bir okula gidiyordu.Kendine ait olmayan rüyalarına kadar giren bir okul.Yağmurun okulu...

Gidecekti onun okuluna.Bekleyecekti kapıda sabahtan akşama kadar.Elbet çıkacaktı.Görecekti o güzel yüzü.Son bir kez davet edecekti onu içindekileri dökeceği mekana.Haykıracaktı içindekileri,bitirecekti bu sebepsiz ayrılığı.Onunda onu hala deliler gibi sevdiğini sanıyordu.Öyle olmalıydı.Karşısına geçecekti ve ondan sonuna kadar söylediklerini dinlemesini istecekti.

Su gibi aktı sokaklardan.Biran önce onu okula kavuşturacak vapura binebilmek için sabırsızlanıyordu.Herşey gözüne farklı görünüyordu.Bugün uzun zamandan sonra ilk kez başı öne eğik yürümüyordu.Gülen yüzleri,oyun oynayan kedileri,gülüşen sevgilileri görebiliyordu.

Ve işte iskele.Ne şans ki yağmurunu ondan hep alıp götüren vapur bu sefer onu kavuşturmak için bekliyordu.İskeleye adımını attı.Eski halinden eser kalmamış harabeye benziyen yapıya şöyle bir baktı.Onu aylarca sürecek olan hasrete sürükleyen günü hatırladı.Aynı vapur,aynı iskele,aynı hüzünlü duruş...

Nasılda geçmişti bu turnikelerden salına salına, yavaşça dönüp arkasına bakmıştı son kez o hüzünlü bakışlarla.Nasıl binmişti o hasret vapuruna,nasıl gidebilmişti beni geride gözü yaşlı bırakarak...

Vapurun acı düdüğüyle tekrar şimdiki ana geri döndü.Turnikeye doğru yavaşça ilerlemeye başladı.Bir sete çarpıp duran bir çağlayan gibi durulmuştu.Aksine hayat hızlanmıştı.Vapura yetişebilmek için insanlar yanından hızla geçiyordu.O ise aklında birbir düşünce geçti turnikeden.Vapura uzanan yol bitmek bilmez bir yol gibi göründü gözüne.Aklında onun söyledikleri,davranışları ve ayrılık sebebi vardı şimdi.

Ne kadar aptal olduğunu düşündü.Tanıştıkları ilk zamanlarda söylediği bir cümle yüzünden herşey mahfolmuştu.Onun ilk sevgilisi olmadığını hissetmişti mustafa.Kendisi ne yapacağını bilemezken yağmur yapılması gerekenleri çok iyi biliyordu.Bunu onada söylemişti.

Bunun üzerine Yağmur kendini çok kötü hissetmiş ve ağlamaya başlamıştı.Çünkü mustafanın yıllarca kendini tek bir insana,evleneceği kişiye sakladığını öğrenmişti.Sırf bunun uğruna herkesi geri çevirdiğini duymuştu.Kendisinin ona layık olmadığını düşünüyor ve kendinden nefret ediyordu.

Mustafa onun bu üzüntüsünden onun ilk sevgilisi olmadığını anlamıştı.Belli ki çok üzülüyordu.Bişeyler yapmalıydı.Onu bu duygulardan kurtarabilmek,tekrar cesaretlendirebilmek için bişeyler yapması gerekiyordu.O an aceleyle çok düşünmeden söyleyeceği sözlerin kendisine çok pahalıya mal olacağını nerden bilebilirdi ki?


O kısacık süre içersinde düşündü.Ailesini yaşantısını tahmin etti.Oldukça baskılı,dini kavramlara çok önem veren bir ailenin kızıydı.Karar verdi ve düşüncesinin kesinliğinden emin bir şekilde söyledi :

" Belki ilk öptüğün kişi ben değilim belki birçok sevgilin oldu hayatında ama olsun bu önemli değil.Öpmek masum bişey.Sevenlerin sevgilerini gösterdiği masum bir yol.Önemli olan daha ileri gitmiş olmaman kendini hayatının adamına saklamış olman,önemli olan bu. Bunu başaramayan insanlar iğrenç.Ne kadar kötü bişey başkasının zevk aldığı bir insanla birlikte olmak.Ama sen öyle değilsin bunu başarabilmişsin ve benim önem verdiğim bu eğme yüzünü sarıl bana..."

Bu sözlerin üzerine yağmurun gözyaşları daha da şiddetli akar olmuştu.O an oracıkta ölmek istiyordu.Sevdiği adamdan bu sözleri duymak onu yıkmıştı.

Mustafa onun o anda akan şiddetli göz yaşlarını onu mutlu ettiğini sanarak önemsemedi.Sandı ki onu yüceltti,bir yarayı sardı.Nerden bilsindi ki onun daha önceki sevgilerine kanıp, onlarla birlikte olduğunu...Söylemişti bu sözleri bir kere.Genç kızın kalbini içten içe çok incitmişti,kırmıştı.

Bir genç kızın kalbi kırıldığı zaman tamir etmesi çok zordur.O da edemedi.Yağmur, Mustafa'nın durumu bilmeden söylediği tüm bu sözleri onun içinden gelen gerçek sözler olarak benimsedi hep.Mustafa ne dediyse sırt çevirdi.Onu beklediği temiz ve saf kıza kavuşturabilmek için ondan uzak kaldığı bir gün onu terk etti.

Mustafa o günden sonra hiçbir zaman eskisi gibi olamadı.Gülerken hep içi ağladı.Yalvardı,yakardı.Aylarca dil döktü.Ne dediyse onu geriye getiremedi.Oysaki artık çok iyi anlamıştı ki değil kız olması 5 çocuklu bile olsa onu ömrü boyunca hep sevecekti.Defalarca talipler geldi karşısına,istediği gibi saf.Ama olmadı çünkü sevmek ap ayrı bişeydi.Onda bulamayacağı kadar değerli bişeyi sevmişti.

Mustafa'nın onda sevdiği onun ruhuydu.Üstelik yağmurun bu davranışı onu gözünde daha da yüceltmişti.Sevdiği insanın mutlu olabilmesi,düşüncelerini gerçekleştirebilmesi için sevdiğini özgür kılabilecek kadar asil bir insandı.Gömmüştü sevdasını yüreğine.Mustafa bunu biliyordu.Hiçbir zaman yılmadı.Ondan seni sevmiyorum sözcüğünü duyana kadar onu bırakmayacağına yemin etti.Ama o yıllar boyunca ne seviyorum dedi ne de aksini söyledi...

Yalnızlığı içinde kayboldu Mustafa.Kendi ürettiği fikirlerle boğuştu.O fikirlere yenildi, o fikirlerle yeniden sevdi.Bazen "Sevse ne olursa olsun gelirdi.." dedi.Bazense " Gelecekte bir zaman elbet kavuşacağız" dedi.Bu belirsizlik onun hayatını mahfetti.Çoğu zaman evine kapanıyor ve bu düşüncelere boğuluyor,ağlıyordu.Yapacak bişey yoktu.Çaresizliği en derinden hissediyordu.Ölmekten beterdi yaşadığı.Yaşayan bir ölüydü o artık.Hergün tekrar ölen bir insandı.

Hayata öfkeleniyordu.Hem şeytan hem iyilik meleği konuşuyordu içinde.Prozak adında yeni bir düşmanı daha vardı.Zehiri yutuyordu artık her gün.Etrafında onu düşünen,yardım eden,anlayan hiçbir arkadaşı yoktu artık.Yapayalnızdı.

Bir cevap alsa ondan hayatı değişebilecekti tekrar kendine bir çeki düzen verebilecekti ya diyecekti sevmiyorum seni git,ya diyecekti gel.Yani ya yaşayan ölüyü öldürecekti yada kurtaracaktı onu lanetinden.

Mustafa hep böyle gidip geldi düşüncelerinde.Bugünde o günlerden biriydi.Duygularının iyice depreştiği bir günde vapur iskelesinde gidip geliyordu düşünceleri.Farketti ki başı yine öne eğik.Kaldırdı.

Kaldırdığında vapur çoktan gitmişti...

02 Aralık 2006

Yarım kalan aşklar - Reha Muhtar

Aslında biten değil bitmeyen aşklar acı verirler...Aslında dibine kadar yaşadığın değil, doymadan kalktığın aşklar ızdırap verirler...

Aslında, karşındakinin suçlu olduğuna değil,kendinin suçlu olduğuna inandığın aşklar,hayatı mahfederler...
Sorumluluğu karşı tarafa değil , kendine de yıktığın aşklar içini acıtırlar
Cız ettirirler...

Aşkın acısı, keşkelerin sayısıyla orantılıdır.
Keşkeler fazlaysa aşkın acısı çoktur.
Keşkeler yoksa artık aşk da yoktur.
Aşkı bitirmek suçun karşı tarafta olduğuna inanmaktan geçer.
Suçun karşı tarafta olduğuna inanmayanlar keşke şunu da yapsaydım diyenler aşkı bitiremezler.
Aşkı bitmiş gözüksdelerde acıyı yok edemnezler
Aslında biten değil bitmeyen aşklar acı verirler.
Kalbin çok önemli gördüğü birini sevme arzulama ve içinde hissetme durumudur aşk
Dibine kadar yaşayıp tükettiğin değil doymadan kalktığın, hala arzuladığın aşklar ızdırap verirler.

Artık ulaşamazsın.Oysa hala ulaşmak istersin
Aşk ya direkten dönmüştür yada bir nebze yaşanıp yarım kalmıştır
O durumda yarım kalan yada direkten dönen sevgiliyi görmek istemez insan.
Umudu yoksa görmek istemez.
Umudu varsa yarım kalan aşkı takip etmeye devam eder.

Kadın ve erkeğin yarım kalan aşkları değişiktir.
Kadın yarım kalan aşkının bir başka kadınla mutlu olmasını hiç istemez
Onu biriyle görmek istemez.Mutluluk haberini duymak istemez.
Hele hele evlendiğini duymak hiç istemez.
Acı çeker.
Acı öfkeyi biriktirir.
İntikamı çağırır.
İntikam nispek yapacak erkekleri buldurur.
Yarım kalan aşklar ihtiras ve intikamlarla dolu egolarca yerlerde sürüklenir.
Çamura bulanır,balçıkla sıvanır.


Erkekte yarım kalan aşkının bir başkasıyla olmasını arzulamaz.
Ogünlerde aşkın bittiğini söyleyen gururu ile aşkın bitmediğini söyleyen duygusu arasında hüzünlü ve öfkelidir.
Yeni hayattan zevk alamaz kolay aşık olamaz.
Eski hayata gidemez,gururu izin vermez
Bu zamanlar erkeğin en tehlikeli olduığu zamanlardır
Öfkelidir ve öfkesi şiddeti çağırır.
Kötülük etme iştahı kabarır.
Yarım kalan aşka yada bir başkasına...
Sevgili bir başka erkekle beraber olunca erkek yıkılır ama rahatlar
Yenilmiştir.
Ama başka erkeğe gittiği içinde artık aşk bitmiştir
Yenilgi maçın devamından daha rahattır.
Hiç olmazsa önünü görecektir.Yeni bir hayata ve aşklara gidebilecektir.

Hasta olmayan erkeğin öfkesi kadın hayatına bir başka erkeğin girmesiyle sonlanır.
Kadının öfkesi ise çok daha iyisi bulunmadıkça her daim sürecektir.Bazen katlanarak ve acı intikamlar alarak.
Oysa aşkın bir zamanlar yarım kalmasının esas nedeni suçun ve sorumluluğun kişinin kendisinde olduğuna inanmasındadır.
Keşkelerin çokluğundadır...

21 Kasım 2006

O şimdi ne yapıyor? - Zülfü Livaneli

O şimdi ne yapıyor?
Şuanda, şimdi şimdi,
Evde mi? sokakta mı? çalışıyor mu? uzanmış mı? ayaktamı?
Kolunu kaldırmış olabilir ey gün
Beyaz kalın bileğini nasılda çırçıplak eder bu hareketi

O şimdi ne yapıyor?
Şuanda, şimdi şimdi
Belki dizinde bir kedi yavrusu var okşuyor
Belki de yürüyordür adımını atmak üzeredir
Her kara günümde onu bana tıpış tpış getiren sevgili canımın içi ayaklar.

Ve ne düşünüyor beni mi?
Yoksa ne bileyim fasulyanın neden bir türlü pişmediğini mi
Yahut insanların çoğunun neden böyle bedbaht olduğunu mu?
O şimdi ne düşünüyor
Şuanda, şimdi şimdi

Zülfü Livaneli - Sen yoksun

17 Kasım 2006

Çok uzun zaman yaralı kalıp acı çektiğinde,acın öfkeye dönüşür...Ve öfke dünyayı değiştirir.

16 Kasım 2006

Kendimi bulursam...

Hayatın üzüntülerine hep kızarız değil mi?

Ama onlar olmadan da bir türlü yaşanmıyor sonraki mutluluklar, sürekli üzülüyor, seviniyor, mutlu oluyor ve büyüyoruz. Mutluluk oranının insan yaşamına oranı her insanda farklı olmasa da bir elma şekeri ile ağlamayı bırakıp gülümseyen çocuklar var, yazdıklarımın okunduğunu bir şekilde bilipte sevinen bir ben var. Bir yeri acımadan büyüyen yok, yere düşüp kalkmadan yürüyen çocuk yok, her ne kadar kendimizi artık büyümüş hissetsek de çocukluktaki sürecimiz değişik zaman aralıklarında devam ediyor.

Kendi yaşam kesitime bakıyorum da çokta çabuk yaşıyoruz hayatı, keşke bazı anları, ölümsüzleştirip biriktirebilsek, mutluluğun ve gülümsemenin bir kısmını da sonraya kullanabilsek. Bazılarımıza gülümsemek yakışır bazılarına hüzün, yüzümüzü öyle alıştırırız ki böyle tepkilere, diğer anlarda maske takmak zorunda kalırız. Benim maskem bellidir gülümsemek, ama lütfen sen gönlümün sultanı sakın takma hüzün maskeni, hep doğal halinle kal gülümseyen yüzünle. Tabii ki hayatın da yaşanması gereken acı sürprizleri var, beklenen kelimeler, istenen duygular gecikince beni uçuran kanatlarımdan birinin eksildiğini hissediyorum, o nedendir bu kelimelerimin suratsızlığı, o nedendir aydınlık günlerde gözlerimin karanlığı. Beklide artık seni aramaktan vazgeçip kendimi aramalıyım, ben kendimde olmayınca, harfler ve kelimler doğru şeyi yazamayınca bulamıyorum beklide seni. Yılların içinde kaybettiğim kendimi bulmalıyım, kimbilir hangi okulun köşe başında unuttum kendimi, hangi uçan balon satan dükkânda bıraktım bedenimi, hangi aşk romanını okurken, sayfalar arasına koydum yüreğimi.

Kendimi bulursam beklide seni bulacak gücüde bulacağım, önümde duran kalın, kırmızıçizgiyi geçeceğim beklide.

07 Kasım 2006

Sevgi ?z?rl?değilseniz, her engeli aşarsınız...

Asla değiştiremiyeceğin şeyler için üzülme..
Değiştirebileceğin ama istediğin halde değiştiremediğin
seyler için mutsuz ol veya ağla..
Asla bir daha sevmiyeceğim deme.. mahçup olursun..

Asla sevgiyi arama çünkü sen aradıkça o saklanır kapı arkalarına..
Sevgi seni istedi mi bulur.. Zamanı vardır..
Tıpkı baharı ,kışın arasan da bulamıyacağın gibi...
yada bulsan da asla onun gerçek bir bahar olmadığını
kabul etmek zorunda olacağın gibi ..O bulduğun sadece bir
aldanmışlıktır..

Aldanırsan, tıpkı kış ortasında çiçek açan erik ağaçlarına dönersin..
Kışın ortasında sevinçten çiçek açarsın..
Kış gerçek yüzünü gösterince de donarsın;
anlarsın ki yaşadığın bahar kış ortasında yaşanan yalancı bir
baharmış....

Erik ağacı gibi donarsın o zaman ve o yaz boşa geçer.. Meyvesiz,
kimsesiz..

Sevgi aranmaz.. Sevgi istedi mi seni bulur...
Hiç ummadığın bir anda arkanda beliren bir dost olur bu bazen..
Otobüs durağında ensende hissettiğin bir nefes alır götürür seni
sevgiye..

Bir tesadüf sana sevgiyi taşır..Sen sevgiyi aramamışsındır..
Tıpkı gecikse de gelen ve geleceğinden emin olduğun bahar gibi...
Tıpkı bir sabah kalkıtıgında baharın pürüzsüz yüzü ile
karşılaşman gibi bulmuştur seni sevgi..
Sevgiyi kaybederken de cesur olmalısın..
Yüreğin dolu olmalı sabır ve güçle..
Her kaybedilen kazanılan bır derstir zaten..
Sevgi çok şey öğretir severken ve kaybederken..
Sevgiyi kaybederken aslında onu hiç kaybetmek istemediğini
ögrenirsin..

Sevgiyi kaybederken, onu kaybetmenin, bulmak kadar
güç olmadığını ama acısına katlanmanın ne güç oldugunu öğrenirsin..
Sahipken sevgiye hep yanında olacakmış gibi onu hoyratça
harcamışsındır..

Kaybettiğinde ise her an yanında olacağına inanmakla
ne büyük yanlış yaptığını anlarsın..Ve bir dahaki sevginde daha
temkinlisindir..

Hem severken,hem kaybederken.. Bir önceki sevgi ögretmiştir bunu
sana..

Her kayıp bir derstir almam gereken.. Çünkü hiçbir sevgi tek başına
var olamaz..

05 Kasım 2006

Alıntı Hikayeler 4 - Su

Su, kendine sırdaş arıyordu. Önce buluta verdi sırrını. Ağır geldi sır buluta. Sağanak sağanak döktü suyun tüm sırlarını.Sonra göle gitti su. Ona anlattı derdini. Bu arada bulut suyun sırrınıyağmur yapıp, dolu yapıp, kar yapıp savurduğu için, zaman zaman taşıyordu göl ve çıkıyordu suyun sırrı iyice açığa .

Sonra nehre verdi su sırrını. Nehir de aldı suyun sırrını çekti gitti.Dereye verdi. Dere biraz daha yavaş olsa da nehirden, o da götürdü suyun sırrını bir başka bilinmeze...

Çağlayanlar, şelaleler,akarsular... Hepsi kayboluyordu bir anda.

Sonra bir gün su takip etti dereyi. Dereye okyanusa kavuşunca farketti su,bütün sırlarının akarsularla,çağlayanlarla, ırmaklarla...okyanusa taşındığını.

Karar verdi su. Sırrını okyanusa verecekti. Öyle de yaptı zaten. Tüm sırlarını okyanusa verdi. Artık suyun sırrını okyanustan başkası bilmiyordu.Ne taştı okyanus, ne bir başkasına taşıdı suyun sırrını, ne de kurudu....

Geçenlerde karşılaştık suyla. Bir bardaktaydı. Suskundu.
Çok uğraştım konuşturamadım.

Ben tam giderken '' Dur !'' dedi su. Durdum!

'' Okyanus yürekli dostlar bulmadan sakın konuşma!
Taşıyamazlar, kaldıramazlar senin yükünü, canını yakarlar,utandırırlar....'' dedi.

Çevrenizde hep "okyanus yürekli" dostlarınızın olması dileğimle .....

22 Ekim 2006

Alıntı hikayeler 3 : Rasim

Rasim, bir aksam okuldan döndüğü vakit, kendi ismine gelmiş bir zarf buldu. İçinde, çiçekli bir kağıt üstüne, su satırlar yazılıydı:

"Rasim Bey, Ben sizi uzaktan uzağa seven bir genç kızım. Çok güzel olduğumu korkmadan söyleyebilirim. Dünyada en büyük emelim sizin tarafınızdan sevilmek ve sizin kariniz olmaktır. Fakat yaşlarımız çok küçük olduğu için zannederim ki birkaç sene beklemek gerekecek. Şimdilik kendimi size tanıtmayacağım. Mektuplarınızı ..... adresine taahhütlü olarak gönderiniz. Benim çok mutaassıp bir beybabam vardır ki, çok az sokağa çıkmama müsaade eder. Bununla birlikte belki bir gün ayaküstü görüşebiliriz. Kendimi şimdiden sevgiliniz ve nisanlınız saydığım için sizinle görüşmeyi fena ve ayıp bir şey saymıyorum. Evde yalnızlıktan çok canim sıkılıyor. Mektuplarınız benim için bir teselli olacaktır."

On altı yaşına gelmiş her okul çocuğu gibi, Rasim için de hayatta sevilip sevmekten daha önemli bir şey yoktu. Bu mektubu okur okumaz yüreğine bir ateş düştü. Tanımadığı bu kızı deli gibi sevmeye başladı. O gece sinemaya gidecekti, vazgeçti, erkenden odasına çekilerek kendisini seven bu genç kıza uzun bir mektup yazdı. Mektubu posta kutusuna attığı zaman birdenbire on yas büyümüş gibi gurur duyuyordu.

İsminin Bedia olduğunu söyleyen bu genç kız, Rasim'in mektuplarına düzenli olarak cevap veriyor, eğer bir iki gün geciktirecek olursa kıyametleri koparıyordu.

"Sizi ne kadar sevdiğini ve sizin mektuplarınızdan başka tesellisi olmadığını söyleyen bir zavallı kızın gözlerini yollarda bırakmak doğru olur mu? Hem mektuplarınızı çok kısa yazıyorsunuz. Bir rica daha: mektuplarınızı biraz okunaklı yazıyla yazamaz misiniz?"

Genç okullu, akşamları erkenden odasına kapanıyor, sevgilisine kendini beğendirmek için saatlerce müsveddeler yaparak, kitaplar gibi uzun mektuplar yazıyordu.

Bedia ayni zamanda meraklı bir kızdı. Bazen söyle sorular sorduğu da oluyordu:

"Evlendigimiz zaman balayımızı geçirmek için acaba İtalya'ya mi gidelim, İsveç'e mi? Bu iki memleket acaba nasıldır? Halkı nasıl yasar ne iş görür? Oralara gitmek için hangi denizlerden hangi memleketlerden geçilir?" Yahut da "Sen Abdülhak Hamit Bey'in Esber'ini okudun mu? Nerelerini en çok beğendiysen yaz da ben de okuyayım...
" Genç okullu, nişanlısına karşı küçük düşmemek için, coğrafya ve edebiyat kitapları karıştırıyor, onun istediği bilgiyi toplamak için günlerce çırpınıyordu.

Bedia bir mektubunda ona söyle darıldı: "Sizinle muhakkak görüşmeye karar vermiştim. Dün okul dönüşünde yolunuzu bekledim. Fakat bir genç kızın sevgilisi olduğunuzu hatırlamamış, çok fena giyinmiştiniz. Üstünüz başınız, ayakkabınız çamur içindeydi. Çocuk gibi arkadaşlarınızla mı boğuştunuz acaba? Bunu görünce sizi mahcup etmekten korkarak yanınıza gelemedim."

Rasim fena halde utandı ve üzüldü. O günden sonra olağanüstü dikkat ve özenle giyinmeye başladı. Bedia bir kere de onun okuldan çıkar çıkmaz eve gitmemesinden, geceye kadar sokakta dolaşmasından şikayet etmişti. Acaba kendisi evde onun için ağlarken, o, başka kızların pesinde mi geziyordu?

Rasim dünyada Bedia'sindan başka hiçbir kızı sevemeyeceğini yeminlerle yazdı ve sokakta dolaşmaya, tesadüf ettiği kızlara göz ucuyla bile bakmaya cesaret edemez oldu. Bir aksam, Rasim'in annesi Nedime Hanim kocası Ahmet Beyi matemli bir çehre ile karşıladı, ağlamaklı bir tavırla:

"Ah Bey,başımıza gelenleri sorma. Oğlumuza Bedia isminde bir kız musallat olmuş. Bugün Rasim'in odasını düzeltirken mektuplarını buldum. Evladımız elden gidiyor. Bir çare bul."

Ahmet Bey'de hiçbir meraklanma işareti görünmüyor, tersine kıs kıs gülüyordu. Sesini alçaltarak:

"Korkma Hanim," dedi, "oğlana aşk mektuplarını yazan kız benim! Oğlandaki haylazlık arttıkça artıyordu. Ne okuldaki öğretmenler, ne ben, bütün gayretimize rağmen, ona doğru dürüst yazmayı bile öğretemiyorduk. Nihayet düşüne düşüne bu çareyi buldum.

Rasim'in kıza yazdığı mektuplar sayesinde yeni yazıyı mutlaka öğreneceğinden ve bu sene sınıfı geçeceğinden eminim. Doğrusunu istersen, ben de eski yazıyı bir zamanlar sana mektup yaza yaza öğrenmiştim

19 Ekim 2006

Ey Arkadaş !

Arkadaşlığı her gün selam vermekten,hatır sormaktan ibaret olduğunu sananlara gülüyorum...Görmez misiniz ki o selam verenlerin çoğu arkadan konuşan olur her zaman?.Yada ihtiyacınız olduğunuzda görmeyen bir anda bencilleşen,düşüncesizleşen?.

Yok arkadaş! birkaç kez selam vermezse sırtımızı dönen insanlar olmuşsunuz siz.Peki gerçek dostlarınızı nasıl ayırt edebiliyorsunuz?.Tabii bunu nasıl ayırt edebilirsiniz ki?.Hiç etrafınızda dolanan selam sabahcılardan başka dostunuz oldu mu ki gerçek dostluğu bilesiniz?.Susadığınızı hissedip size suyunu uzatan,aç olduğunuzu hissettiğinde zaten bir avuç yemeği olduğu halde yarısını size veren bir arkadaşınız oldu mu hiç?.Yada yorulduğunuz anları görüp siz daha ağzınızı açmadan size elini uzatan veya gücüyle size destek veren bir arkadaşınız oldu mu?.Arayıp sormadığınız halde sizi düşünen,her zaman aklının bir köşesinde olduğunuz bir insan oldu mu hayatınızda?.Aynı anda birbirinizi merak edip mesajlarınızın havada çarptıştığı oldu mu peki?.Benim oldu...

O yüzden bu gülüşüm.Ondandır o insanlar gibi mutlu mesut olmayışım.Selam sabah meraklıları içinde geçiyor ömrüm.Ben onların arasında yaşayamam.Hissetmek isterim,hissettirmek isterim.Ben sözlerin değil davranışların gücüne inanırım.Senin için yaparım demektense yapmayı tercih ederim.Etrafımdaki insanlar bana ne kadar dost bilmek isterim.Bunun için de türlü yöntemler uygularım.Geçenler tüm sevgimi, anlayışımı, gücümü, zamanımı, paramı, hayatımı... herşeyimi alır.Geçemeyenler de...Onlar için hiçbir değişiklik olmaz zaten.Onlar böyle bir düşüncenin farkında bile olmadıklarından boşverirler beni.Selam sabah almadıkları için onlarda vermezler bir süre sonra da bir yabancı olursun onun için.Geçmişte yaptıkların ve belki hala yaptıkların unutuluverir...

Düşün arkadaşım dediklerinin senin için neler yaptığını?.Arkadaşlığın tanımını yeniden yap.Ve etrafına bak...

Kim bilir belkide kıyıda köşede sıkışmış gerçek arkadaşların olduğunu fark edersin...

M.Özyılmaz.

18 Ekim 2006

Alıntı hikayeler 2 : Ayrılık

Sabah uyandiginda midesinde bir yanma hissetti.Yanmanin nedeni aksam yedikleri degil, uyanir uyanmaz bugün yapacaklarinin aklina gelmesiydi.Bugün 2 yildir götürmeye çalistigi bir birlikteligi bitirecekti.Aslinda bunu yapmakta geç bile kalmisti.Bitmeli dedi içinden, her gün bu tatsiz uyanis bitmeli.Genç adam bunlari düsünürken surati sekilden sekile giriyordu.Süratle giyinerek disari çikti.Bugüne kadar hiç bekletmemisti onu, simdi de bekletmemeliydi.Istanbul, soguk ve yagmurlu bir Nisan ayi yasiyordu.Genç adam gökyüzüne bakarak iç geçirdi; 'Bulutlar bizim yasayacaklarimizi biliyor. onlar bile agliyor halimize...'

BULUSMA VAKTI...

Artik Kadiköy iskelesindeydi. Birkaç dakikalik beklemeden sonra karsidankiz arkadasinin geldigini gördü. Simdi midesindeki agri daha da artmisti.Besiktas'a geçtiler. Yolculuk sirasinda hiç konusmadilar. Genç kiz,sevgilisinin bu durgunluguna anlam verememisti. Nereden bilecekti bugünayrilik çanlarinin çalacagini...Besiktas'a geldiklerinde bir cafede oturdular. Genç kiz anlamisti sevgilisinin kendisine bir sey söylemek istedigini. 'Bana birsey mi söylemek istiyorsun' diye sordu. Genç adam, gözlerini kaçirarak 'Evet' dedi. Genç kiz heyecanlanmisti, biraz da sinirlenerek 'Söylesene, ne diye bekliyorsun' dedi. Genç adam içini çektikten sonra 'Sence biz nereye kadar gidecegiz?' diye sordu. Genç kyz, 'Bunu sorma geregini niye duydun?' diye yanit verdi. Genç adam söze basladi... ''Birkaç ay önce aksam 23:00 civarinda sana telefon açip senin için yazdigim siiri okumak istemistim. Sen bana 'Sirasi mi simdi canim yaa, isin gücün yok mu?'demistin. Biliyormusun o an nakavt olan bir boksör gibi hissettim kendimi.Özür dileyip telefonu kapatmistim. Daha sonra da bu siiri benden hiçistememistin. Geçenlerde hasta olup yataklara düstügümde arkadaslarimlabirlikte sen de gelmis, Meralin 'Sen sanslisin, sevgilin sana bakar'sözüne'Isim yok da sana mi bakacagim, annen baksin' demistin. Hatirladin mi?''

DUYGUSALLIGI SEVMEM...Genç kiz, 'Biliyorsun ben duygusalligi sevmiyorum. Hem hasta bakicigibi göründügümü de kimse söyleyemez' diye yanitladi. Genç adam güldü,'Evet canim haklisin. Zaten olmak istesen de bu kalbi tasidigin sürecehasta bakici, hemsire falan olamazsin.' Genç adam devam etti...'Bana simdiye kadar kaç kere sabahin erken saatlerinde güzel sözcüklerden olusan bir mesaj çektin? Hiç... Hatta günün hiçbir saatinde çekmedin.Duygusalligi sevmeyebilirsin. Ama sen seni seven insanlari da mutlu etmeyi sevmiyorsun. Halbuki ben senin tam tersine kendimden çok insanlari mutlu etmeyi seviyorum. Seni tanidigimdan beri her sabah, her aksam, her gece yaniseni andigim her saat tatli bir mesajim vardi senin için biliyormusun?Seninle ben AKLA KARA gibiyiz.'Genç kiz anlamisti, 'Yani ne istiyorsun benden sair olmami mi?' Genç adamtekrar gülümsedi içinden. Dün gece verdigi ayrilik kararinin ne kadar dogru oldugunu düsündü. 'Hayir' dedi, 'Sair olmani istemiyorum.Olamazsin da... BIZ AYRILMALIYIZ.Ayrilirsak ikimiz için de en hayirlisi olacak.'genç kiz sasirmisti, 'Neden ama? Ben seni seviyorum. Senin de beni sevdigini saniyordum.' Genç adam iç çekerek 'Hayir canim, sen beni sevdigini saniyorsun. Eger beni sevseydin simdi baska seyler konusuyor olurduk' dedi. Genç kizin gözleri yasarmisti. Genç adam cebinden çikarttigi mendili uzatti, genç kiz gözyaslarini silerek 'Sen bilirsin, umarim beni bir baskasi için birakmiyorsundur...' dedi. Genç adam 'Nasil böyle birsey düsünürsün, senden baska kimse olmadi ve uzun zaman da olacagini sanmiyorum' yanitini verdi.Genç adam ve genç kiz iki sevgili olarak oturduklari masada Artik ikiyabanciydilar. Birkaç dakika sessizce oturduktan sonra Genç kiz, 'Kalkalimistersen' dedi. Genç adam 'Ben biraz daha burada kalmak istiyorum, istersensen kalkabilirsin' diye yanitladi. Genç kiz 'Tamam o zaman sana mutluluklardilerim' diyerek elini uzatti. Genç kizin sesi ve eli titriyordu.Genç adam, 'Istersen arkadas kalabiliriz' dedi ve birbirlerine son kez sarildilar.

'BEN DOGRU YAPTIM..."Genç adam dogru yaptigina inaniyordu. Eve döndügünde yürümekten bitapBir haldeydi. Odasina girdi. Gece bitmek bilmiyordu. Sabah erken kalkipise gidecekti, uyumaliydi. Birkaç saat sonra uykuya dalmayi basardi.Sabah 7'de saatin ziliyle uyandi. Evden çikacagi zaman cep telefonunabakti, mesaj ve 10 cevapsiz arama vardi. Yorgun oldugu için Duymamistitelefonun sesini. Aramalar ve mesaj sevgilisindendi. Heyecanla mesaji açti,sunlar yaziyordu:SADECE ONLARI SEVMEYI SEVDIM,HEPSINI ONLARSIZ YASADIM DA,BIR SENI SENSIZ YASAYAMIYORUM,BU ASKI TEK KALPTE TASIYAMIYORUM,SANA YEMIN GÜZEL GÖZLÜM, BIR TEK SENI SEVDIM,VE SENI SEVEREK ÖLECEGIM, ELVEDA BIRTANEM...

Genç adam sasirmisti. Onu tanidigi günden beri ilk defa siir aliyordu ve üstelik sabahin besinde yazmisti. Heyecanla onu aradi, telefonu Yabanci bir ses açti. Genç adam ''Nalan'la görüsebilir miyim?''Dedi. Ama karsisindaki agliyordu, hiçkira hiçkira hemde... 'Ben onun annesiyim yavrum, kizim bu sabah intihar etti. Gece sabaha kadar birilerini arayip durdu. Sabah odasinin isigini sönmemis görünce girdim. Yavrum kendini asmisti....'

YIGILIP KALDI...Genç adam beyninden vurulmusa döndü. Bir gün önceki mide agrisinin Ykikatini çekiyordu simdi. Oldugu yerde yigilip kaldi...Birkaç ay sonra iki doktor konusuyordu hastanede. Doktarlardan biridigerine karsidaki hastanin durumunu soruyordu. Doktor yanit verdi...'Haaa o mu? Üç ay önce getirdiler. Kendisi yüzünden bir kiz intihar etmis. O günden sonra cep telefonunu elinden hiç birakmamis. Devamli bir seyler yazip birine yolluyor. Geçenlerde merak ettim. O uyurken gönderdigi numarayi aradim. Numara 3 ay önce iptal edilmis. Gelen mesajlarda bir siir var. Bu adam duygusal mi bilmem ama benim anladigim Kadariyla siiri yazan çok duygusal biriymis...

"ÇEVRENIZDEKI INSANLARIN NE HISSETTIGI YA DA NE DÜSÜNDÜGÜNDEN O KADAR EMIN OLMAYIN, BAZEN BIR KALBIN, IÇINDE NELER SAKLADIGINI ÖGRENDIGINIZDE HERSEY IÇIN ÇOK GEÇ OLABILIR..."

16 Ekim 2006

Veda...

'Veda'

Çok ileri bir tarihte
Çok yaşlı olarakS
Sessizce ayrılmalıyım.
Kimseye pek gözükmeden
Ve kimseyi rahatsız etmeden.

Masamın üzerinde
Dünden kalan işler
Tamamlanmamış yazılar
Okunmayı bekleyen kitaplar
Ve anılar ve umutlar.

Filleri kuyruğundan çekerek
Tepeleri aşırtmaktı görevim
Günler bitti filler tükenmedi
Ben elimden geleni yaptım
Gerisini siz tamamlayın.

Boşa geçmedi hayatım
Daha fazlası olabilirdi ama
'Buna da şükür' demeliyim
İşte sevgili dostlar
Ben böyle veda etmeliyim.

İsmail Cem

Bir bilgeye sormuşlar...

Bir bilgeye sormuşlar:
-Efendim canınız ne istiyor?
Bilge cevaplamış:
-Canım hiçbir şey istememeyi istiyor.. ve devam etmiş.. Bu ruh halinin adı gönül yorgunluğudur. .

---------------------------------------------------------------

Bilgeye sormuşlar dünya da en güzel şey ne diye?
-Sevmek demiş...
-Peki sonra? demişler...
-Sevilmek demiş...
-Peki neden sevmek sevilmekten önce geliyor? demişler...
o da demiş ki...

´insan sevdiğine sevildiğinden daha çok emindir... '

---------------------------------------------------------------

Bir bilgeye sormuşlar:

-Bir insanın zekasını nereden anlarsınız?
-Konuşmasından.
-Ya hiç konuşmazsa?
-O kadar akıllı insan yoktur ki!..

14 Ekim 2006

Seni seviyorum...

Yaşamımızı sürdürebilmemiz için ihtiyacımız olan en önemli şeylerden biri sevgi. Sevgiyi ifadenin en iyi yolu da iki sözcük ... Seni Seviyorum.. Ama bir türlü rahatça çıkmaz ağzımızdan. Peki neden?

Sürekli birilerini sevme ihtiyacı duyarız. Sevildiğimizi duyabilmek, başka bir biçimiyle de onay almak için elimizden geleni yaparız. Sonra da Bu kadar sevdiğim bir insan, bana nasıl böyle bir kötülük yapar diye haksızlığa uğradığımızda acılar içinde kıvranırız. Her insanın sevgiliye, sevildiğini hissetmeye ihtiyacı vardır. Sevgilisi tarafından eşi, annesi,babası, kardeşleri, iş arkadaşları ve çevresinde önemsediği insanlar tarafından sevildiğini hisseden kişi nasıl da ayaklarının üzerinde güçlü durur.

Bana sevdiğini söyle!

Kadınlar durmadan tekrarlanmasını isterler sevgi sözcüklerinin. Erkekler de kadınların ağzından bolca duyarlar bu sözcükleri. Kadınlar her seni seviyorum dediğinde Sen de beni seviyor musun? sorusunun yanıtını da almak ister. Bu kendilerini güvenmediklerinden, karşılarındaki kişinin onları sevip sevmediğini kontrol etmek ya da sevdiğini bilmediklerinden değildir.

Yalnızca Hayatımdan memnunum, senin de memnun olmanı istiyorum ve elimden geleni yapıyorum cevabını alabilmek içindir. Sevgine ihtiyacım var! Kadınların nasıl yetiştirildiğini bir düşünün. Aileyi memnun etme, hayaller, aileyi memnun etme, çocukları sevme, koruma, bolca fedakarlık, fedakarlık... Tamam erkekler de bu memnun etmelerle yetişiyor ama onlar maddi memnuniyetler aşılanarak büyüyorlar. Kadınların ihtiyaçlarını karşıladıkları ölçüde sevgililerinden de emin olunmasını bekliyorlar. Bu onların sevgilerinin kanıtı haline geliyor. Ah bir bilseler insanın sevildiğini duymak ya da birini sevdiğini söylemek kadar ihtiyaç duyduğu başka şey olmadığını...

Sana sevdiğimi göstermek daha çok hoşuma gidiyor.Bu da erkeklerin ağzından sıkça duyulan bir cümle. Sevgiyi duymak kadar hissetmek de önemli . Ama o sihirli iki sözcük var ya, dünyaya bedel geliyor insana. Stresli, yorucu bir günün ardından ya da hayatımızda her şey yolunda giderken gönderilen bir öpücük, size sarılması yanında, gözlerinizin ta içine bakarak Seni seviyorum demesini istemez miydiniz.?

İstediğim gibi davranmıyor

Bambaşka iki kişilik farklı hayatlar... Bir araya gelip, uzlaşmak o kadar kolay mı? Doğrularınız arasında ortayı bulmak olduğu gibi, günahıyla sevabıyla kabul etmek... Zor,çok zor... Birini sevdiğimizde, onun kendi hayatına dair, bizim pek de görmek istemediğimiz huyları davranışları biçimleriyle bizi nasıl da huzursuz eder. Asla onun da kendisine ait bir dünyası olduğunu kabul edemeyiz. Her şeyi kendi açımızdan düşünür,Ben bu durumda öyle yapardım der onu suçlarız. Sıklıkla da onda gördüğümüz hatalar zaten bizde var olanların yansımalarıdır. Karşımızdaki kişi aracılığıyla kendimizi eleştiririz. Başkalarında kusur bulmak ne kadar da kolay değil mi? Kendimize olan güvenimiz azaldığı ölçüde, mükemmel bir ilişki arayışımız da artar. Çünkü böylece mükemmel bir insan seçerek kendimize olan güvenimizi telafi yoluna gideriz. Aslında mükemmel gördüğümüz biri tarafından seçilmek içindir bütün yapılan.

Hayatta bütün gün ne kelimeler sarf ediyoruz bir düşünün.

İki güzel kelimeyi söylemek çok mu zor?

Seni Seviyorum..

Birazda gülümseyelim =)



12 Ekim 2006

Bir imkansızlık havası...

Yer bodrum pasha bar,kat1 teras,

Modernliğin kokusu altında,sadeliğin verdiği huzurla oturan iki insan.iki insan ki çalan müziklerin içinde yok olmuş,mumların ve loş ışıkların gölgesi altında düşüncelerine daha bir gömülmüş...

Deniz bile anlamış oradaki imkansızlığı.Hırsla sahili döven o kudretli deniz bile susmuş.Kıpırdanmaya,fısıldamaya çalışsa da nafile.Ay ise utanmış kaçmış.Üzüntülü bir yalnızlık var havada.

Üçlü koluğun en uçlarında oturan iki insan...Bir tarafta saz çalgısı,ud tıngırtısı diğer tarafta bass ın en kuvvetli tınısı,zamanın en kıvrak notaları.Aralarında ise bir boşluk.Bir boşluk ki asla dolmayacak.Aslında o boşluğu tıngırtısıyla doldurmaya hazırdır ud, yıllardır sakinliğiyle, yavaşca ama kararlı adımlarıyla hazırlamıştır kendini beklemiştir ama karşı köşe yorulmuştur artık o notadan öbürüne geçmekten.Üstelik o satırdan diğerine geçerken hata yapıp ritmide bozmuştur.Geçmişi belli ki bozuk ritimlerle dolmuştur.

Alıntı Yazılar 2 : Seni affetmeyeceğim

Gizliden gizliye bir sevgi var içimde
ama sen bilmiyorsun bu gidişle de bilmeyeceksin
bazı zaman iyi,bazı zaman kötüsün
bazen çekiyor,bazen de itiyorsun
işte bu ittiğin hergün beni kalbimden vurduğunun farkında mısın?
her ittiğinde yüreğimden birşeyler kopuyor
sanki içimdeki sevgi azalıyor
eğer birgün anlarsan sevgimi şunu bil ki seni affetmeyeceğim
sana yeteri kadar zaman verdim şans verdim ama değerini bilemedin
geç kaldın...
beni anlamadın...
zamanın doldu...
seni affetmeyeceğim...
ve affetmiyorum...

10 Ekim 2006

Alıntı Yazılar 1 : Şİmdi sen su olduğunu düşün

Şimdi sen SU oldugunu düsün.Su kadar özel, su kadar faydali ve su kadar çok,
tükenmez... Inaniyorum ki gerçekten de öylesin. Ama ister çesmelerden dökül,
ister göklerden yag, ister nehirler dolusu ak; dibi olmayan bir kovayi
dolduramazsin. Yani seni dinlemeyenlere sesini duyuramazsin... Unutma; Daha
çok bagirdiginda daha çok dinlenmezsin... Gürültünün parçasi olursun
sadece!..


Suyun yaninda olanlar suyu en az içenlerdir. Çünkü; "su nasilsa burda, lüzum yok ki suyu kana kana içmeye" diye düsünürler... Aynen, sesini sürekli duyanlarin seni dinlemedikleri gibi! Ormandaki hiç bir hayvan,irmagin gürültüler koparan yerinden su içmeye çalismadi simdiye kadar. O, hep sabahin en sakin anini bekledi; suyun durgun yerlerini bulabilmek için. Gittiler ve sakin sakin ihtiyaçlarini giderdiler; Onlar için en uygun olan, kendi istedikleri zamanda... Sen, hep bir su oldugunu düsün. Su gibi güzel, su gibi yararli, su gibi vazgeçilmez... Ve su gibi hayat kaynagi oldugunu düsün. Ama su gibi yasatici ol; Su gibi yikici, sürükleyici ve öldürücü degil!.. Sen bir su ol... Ama rahmet ol; Afet degil ! Su isen tarlalarini basma insanlarin, yuvalarini yikma, ocaklarini söndürme; Sana "felaket" denmesin! Su isen bir bardaga sigabil ki; Damarlara giresin!.. Su; Yüce Mevla'nin insanlar için yarattigi en büyük nimetlerden biri. Unutma; Ve suya benzedigini unutma. Su gibi özel, su gibi güzel, su gibi faydali, su gibi lüzumlu ve su gibi bitmez-tükenmez oldugunu da unutma. Ayrica su gibi sakin olabilecegin gibi, su gibi de "kiyametler" koparici olabilecegini unutma... Unutma; Senin isin rahmet olmak, afet degil! Vadiler varken önünde ve ovalar varken, yayilabilecegin; Küçük irmaklara ayirabiliyorsan kendini ve bardaklara bölebiliyorsan, hayat verirsin çevrene. Ve yasayabilirsin dünya dönmesine devam ettigi müddetçe. Yoksa hep duyulmayan, dinlenmeyen; korkulan ve kaçilan olursun seller, afetler gibi. Tercih elindeydi hep ve hep de "senin" ellerinde olacak... Ya tutmayi ögreneceksin dilini; veya hiç durmadan konustugun için, sadece bombos ve anlamsiz sesler çikartan birisi oldugunu zannettireceksin çevrendeki insanlara! Ama yapman gereken su, degil mi; Düsüneceksin ne zaman ne söyleyecegini. Düsüneceksin kimin dinleyip dinlemedigini, kimin anlayip anlamadigini. Düsüneceksin anlatmak istediklerinin ne kadarini anlatabildigini... Hatta anlayanlarin anladiklarinin da senin anlattiklarinin ne kadari oldugunu düsüneceksin... Ve konusmak için en uygun zamani bekleyecek, en az ama an uygun kelimeleri seçmeye çalisacaksin... Ahmak olmayan yolcularin, önceden aldiklari biletleri ceplerinde oldugu halde, saatlerini kontrol ederek, vakit yaklastiginda, vapurun kalkacagi iskelede hazir olmalari gibi, sen de fikrini bindirecegin kisinin "kiyiya yanasmasini" bekleyeceksin!.. Demeyeceksin; "Ben canim isteyince giderim iskeleye, vapur da o saniyede gelmek zorunda!.." Demeyeceksin; "Ben aklima geleni aklima geldigi biçimde söylerim. Karsimdaki de degil duymak, degil dinlemek, anlattigimdan bile fazlasini anlamak zorunda!.." Keske öyle olsaydi. Keske hakli olsaydin, ama maalesef degil... Agzini açip "Selaleden dökülen suyu" içmeye çalisan bir tavsan gördün mü hiç?.. Veya önüne çikan agaçlari dahi sürükleyen bir selden susuzluk gidermeye ugrasan bir ceylan gördün mü? Kaplanlar bile içebilmek için suyun durulmasini bekler; Beyni olan her yaratik gibi! Hadi... Sen simdi "su oldugunu" düsün, ve kendini "su gibi" hisset... Su gibi özel, su gibi güzel, su gibi berrak, su gibi yararli... Su gibi hayat kaynagi ve su gibi bitmez-tükenmez oldugunu hatirla... Ama yine su gibi "bir küçük bardagin içine" sigdir ki kendini; Girebilmeyi ögren insanlarin damarlarina. Hayat ver... Vazgeçilmez ol!

09 Ekim 2006

İlk Aşk

Ne yaparsanız yapın, ilk aşkınızı unutmanız mümkün değildir. Yıllar sonra dönüp, "Ben ona nasıl aşık olmuştum acaba" diye pişmanlıkla karışık garip bir duygu da yaşayabilirsiniz... Olsun. O, size ilk aşkı tattırmış. En önemli yaşam tecrübelerinizden birini yaşatmıştır. Aranızda geçenler acı bile olsa, dönüp minnetle anacağınız biri hep var olacak...