O şimdi ne yapıyor?
Şuanda, şimdi şimdi,
Evde mi? sokakta mı? çalışıyor mu? uzanmış mı? ayaktamı?
Kolunu kaldırmış olabilir ey gün
Beyaz kalın bileğini nasılda çırçıplak eder bu hareketi
O şimdi ne yapıyor?
Şuanda, şimdi şimdi
Belki dizinde bir kedi yavrusu var okşuyor
Belki de yürüyordür adımını atmak üzeredir
Her kara günümde onu bana tıpış tpış getiren sevgili canımın içi ayaklar.
Ve ne düşünüyor beni mi?
Yoksa ne bileyim fasulyanın neden bir türlü pişmediğini mi
Yahut insanların çoğunun neden böyle bedbaht olduğunu mu?
O şimdi ne düşünüyor
Şuanda, şimdi şimdi
Zülfü Livaneli - Sen yoksun
21 Kasım 2006
17 Kasım 2006
16 Kasım 2006
Kendimi bulursam...
Hayatın üzüntülerine hep kızarız değil mi?
Ama onlar olmadan da bir türlü yaşanmıyor sonraki mutluluklar, sürekli üzülüyor, seviniyor, mutlu oluyor ve büyüyoruz. Mutluluk oranının insan yaşamına oranı her insanda farklı olmasa da bir elma şekeri ile ağlamayı bırakıp gülümseyen çocuklar var, yazdıklarımın okunduğunu bir şekilde bilipte sevinen bir ben var. Bir yeri acımadan büyüyen yok, yere düşüp kalkmadan yürüyen çocuk yok, her ne kadar kendimizi artık büyümüş hissetsek de çocukluktaki sürecimiz değişik zaman aralıklarında devam ediyor.
Kendi yaşam kesitime bakıyorum da çokta çabuk yaşıyoruz hayatı, keşke bazı anları, ölümsüzleştirip biriktirebilsek, mutluluğun ve gülümsemenin bir kısmını da sonraya kullanabilsek. Bazılarımıza gülümsemek yakışır bazılarına hüzün, yüzümüzü öyle alıştırırız ki böyle tepkilere, diğer anlarda maske takmak zorunda kalırız. Benim maskem bellidir gülümsemek, ama lütfen sen gönlümün sultanı sakın takma hüzün maskeni, hep doğal halinle kal gülümseyen yüzünle. Tabii ki hayatın da yaşanması gereken acı sürprizleri var, beklenen kelimeler, istenen duygular gecikince beni uçuran kanatlarımdan birinin eksildiğini hissediyorum, o nedendir bu kelimelerimin suratsızlığı, o nedendir aydınlık günlerde gözlerimin karanlığı. Beklide artık seni aramaktan vazgeçip kendimi aramalıyım, ben kendimde olmayınca, harfler ve kelimler doğru şeyi yazamayınca bulamıyorum beklide seni. Yılların içinde kaybettiğim kendimi bulmalıyım, kimbilir hangi okulun köşe başında unuttum kendimi, hangi uçan balon satan dükkânda bıraktım bedenimi, hangi aşk romanını okurken, sayfalar arasına koydum yüreğimi.
Kendimi bulursam beklide seni bulacak gücüde bulacağım, önümde duran kalın, kırmızıçizgiyi geçeceğim beklide.
Ama onlar olmadan da bir türlü yaşanmıyor sonraki mutluluklar, sürekli üzülüyor, seviniyor, mutlu oluyor ve büyüyoruz. Mutluluk oranının insan yaşamına oranı her insanda farklı olmasa da bir elma şekeri ile ağlamayı bırakıp gülümseyen çocuklar var, yazdıklarımın okunduğunu bir şekilde bilipte sevinen bir ben var. Bir yeri acımadan büyüyen yok, yere düşüp kalkmadan yürüyen çocuk yok, her ne kadar kendimizi artık büyümüş hissetsek de çocukluktaki sürecimiz değişik zaman aralıklarında devam ediyor.
Kendi yaşam kesitime bakıyorum da çokta çabuk yaşıyoruz hayatı, keşke bazı anları, ölümsüzleştirip biriktirebilsek, mutluluğun ve gülümsemenin bir kısmını da sonraya kullanabilsek. Bazılarımıza gülümsemek yakışır bazılarına hüzün, yüzümüzü öyle alıştırırız ki böyle tepkilere, diğer anlarda maske takmak zorunda kalırız. Benim maskem bellidir gülümsemek, ama lütfen sen gönlümün sultanı sakın takma hüzün maskeni, hep doğal halinle kal gülümseyen yüzünle. Tabii ki hayatın da yaşanması gereken acı sürprizleri var, beklenen kelimeler, istenen duygular gecikince beni uçuran kanatlarımdan birinin eksildiğini hissediyorum, o nedendir bu kelimelerimin suratsızlığı, o nedendir aydınlık günlerde gözlerimin karanlığı. Beklide artık seni aramaktan vazgeçip kendimi aramalıyım, ben kendimde olmayınca, harfler ve kelimler doğru şeyi yazamayınca bulamıyorum beklide seni. Yılların içinde kaybettiğim kendimi bulmalıyım, kimbilir hangi okulun köşe başında unuttum kendimi, hangi uçan balon satan dükkânda bıraktım bedenimi, hangi aşk romanını okurken, sayfalar arasına koydum yüreğimi.
Kendimi bulursam beklide seni bulacak gücüde bulacağım, önümde duran kalın, kırmızıçizgiyi geçeceğim beklide.
07 Kasım 2006
Sevgi ?z?rl?değilseniz, her engeli aşarsınız...
Asla değiştiremiyeceğin şeyler için üzülme..
Değiştirebileceğin ama istediğin halde değiştiremediğin
seyler için mutsuz ol veya ağla..
Asla bir daha sevmiyeceğim deme.. mahçup olursun..
Asla sevgiyi arama çünkü sen aradıkça o saklanır kapı arkalarına..
Sevgi seni istedi mi bulur.. Zamanı vardır..
Tıpkı baharı ,kışın arasan da bulamıyacağın gibi...
yada bulsan da asla onun gerçek bir bahar olmadığını
kabul etmek zorunda olacağın gibi ..O bulduğun sadece bir
aldanmışlıktır..
Aldanırsan, tıpkı kış ortasında çiçek açan erik ağaçlarına dönersin..
Kışın ortasında sevinçten çiçek açarsın..
Kış gerçek yüzünü gösterince de donarsın;
anlarsın ki yaşadığın bahar kış ortasında yaşanan yalancı bir
baharmış....
Erik ağacı gibi donarsın o zaman ve o yaz boşa geçer.. Meyvesiz,
kimsesiz..
Sevgi aranmaz.. Sevgi istedi mi seni bulur...
Hiç ummadığın bir anda arkanda beliren bir dost olur bu bazen..
Otobüs durağında ensende hissettiğin bir nefes alır götürür seni
sevgiye..
Bir tesadüf sana sevgiyi taşır..Sen sevgiyi aramamışsındır..
Tıpkı gecikse de gelen ve geleceğinden emin olduğun bahar gibi...
Tıpkı bir sabah kalkıtıgında baharın pürüzsüz yüzü ile
karşılaşman gibi bulmuştur seni sevgi..
Sevgiyi kaybederken de cesur olmalısın..
Yüreğin dolu olmalı sabır ve güçle..
Her kaybedilen kazanılan bır derstir zaten..
Sevgi çok şey öğretir severken ve kaybederken..
Sevgiyi kaybederken aslında onu hiç kaybetmek istemediğini
ögrenirsin..
Sevgiyi kaybederken, onu kaybetmenin, bulmak kadar
güç olmadığını ama acısına katlanmanın ne güç oldugunu öğrenirsin..
Sahipken sevgiye hep yanında olacakmış gibi onu hoyratça
harcamışsındır..
Kaybettiğinde ise her an yanında olacağına inanmakla
ne büyük yanlış yaptığını anlarsın..Ve bir dahaki sevginde daha
temkinlisindir..
Hem severken,hem kaybederken.. Bir önceki sevgi ögretmiştir bunu
sana..
Her kayıp bir derstir almam gereken.. Çünkü hiçbir sevgi tek başına
var olamaz..
Değiştirebileceğin ama istediğin halde değiştiremediğin
seyler için mutsuz ol veya ağla..
Asla bir daha sevmiyeceğim deme.. mahçup olursun..
Asla sevgiyi arama çünkü sen aradıkça o saklanır kapı arkalarına..
Sevgi seni istedi mi bulur.. Zamanı vardır..
Tıpkı baharı ,kışın arasan da bulamıyacağın gibi...
yada bulsan da asla onun gerçek bir bahar olmadığını
kabul etmek zorunda olacağın gibi ..O bulduğun sadece bir
aldanmışlıktır..
Aldanırsan, tıpkı kış ortasında çiçek açan erik ağaçlarına dönersin..
Kışın ortasında sevinçten çiçek açarsın..
Kış gerçek yüzünü gösterince de donarsın;
anlarsın ki yaşadığın bahar kış ortasında yaşanan yalancı bir
baharmış....
Erik ağacı gibi donarsın o zaman ve o yaz boşa geçer.. Meyvesiz,
kimsesiz..
Sevgi aranmaz.. Sevgi istedi mi seni bulur...
Hiç ummadığın bir anda arkanda beliren bir dost olur bu bazen..
Otobüs durağında ensende hissettiğin bir nefes alır götürür seni
sevgiye..
Bir tesadüf sana sevgiyi taşır..Sen sevgiyi aramamışsındır..
Tıpkı gecikse de gelen ve geleceğinden emin olduğun bahar gibi...
Tıpkı bir sabah kalkıtıgında baharın pürüzsüz yüzü ile
karşılaşman gibi bulmuştur seni sevgi..
Sevgiyi kaybederken de cesur olmalısın..
Yüreğin dolu olmalı sabır ve güçle..
Her kaybedilen kazanılan bır derstir zaten..
Sevgi çok şey öğretir severken ve kaybederken..
Sevgiyi kaybederken aslında onu hiç kaybetmek istemediğini
ögrenirsin..
Sevgiyi kaybederken, onu kaybetmenin, bulmak kadar
güç olmadığını ama acısına katlanmanın ne güç oldugunu öğrenirsin..
Sahipken sevgiye hep yanında olacakmış gibi onu hoyratça
harcamışsındır..
Kaybettiğinde ise her an yanında olacağına inanmakla
ne büyük yanlış yaptığını anlarsın..Ve bir dahaki sevginde daha
temkinlisindir..
Hem severken,hem kaybederken.. Bir önceki sevgi ögretmiştir bunu
sana..
Her kayıp bir derstir almam gereken.. Çünkü hiçbir sevgi tek başına
var olamaz..
05 Kasım 2006
Alıntı Hikayeler 4 - Su
Su, kendine sırdaş arıyordu. Önce buluta verdi sırrını. Ağır geldi sır buluta. Sağanak sağanak döktü suyun tüm sırlarını.Sonra göle gitti su. Ona anlattı derdini. Bu arada bulut suyun sırrınıyağmur yapıp, dolu yapıp, kar yapıp savurduğu için, zaman zaman taşıyordu göl ve çıkıyordu suyun sırrı iyice açığa .
Sonra nehre verdi su sırrını. Nehir de aldı suyun sırrını çekti gitti.Dereye verdi. Dere biraz daha yavaş olsa da nehirden, o da götürdü suyun sırrını bir başka bilinmeze...
Çağlayanlar, şelaleler,akarsular... Hepsi kayboluyordu bir anda.
Sonra bir gün su takip etti dereyi. Dereye okyanusa kavuşunca farketti su,bütün sırlarının akarsularla,çağlayanlarla, ırmaklarla...okyanusa taşındığını.
Karar verdi su. Sırrını okyanusa verecekti. Öyle de yaptı zaten. Tüm sırlarını okyanusa verdi. Artık suyun sırrını okyanustan başkası bilmiyordu.Ne taştı okyanus, ne bir başkasına taşıdı suyun sırrını, ne de kurudu....
Geçenlerde karşılaştık suyla. Bir bardaktaydı. Suskundu.
Çok uğraştım konuşturamadım.
Ben tam giderken '' Dur !'' dedi su. Durdum!
'' Okyanus yürekli dostlar bulmadan sakın konuşma!
Taşıyamazlar, kaldıramazlar senin yükünü, canını yakarlar,utandırırlar....'' dedi.
Çevrenizde hep "okyanus yürekli" dostlarınızın olması dileğimle .....
Sonra nehre verdi su sırrını. Nehir de aldı suyun sırrını çekti gitti.Dereye verdi. Dere biraz daha yavaş olsa da nehirden, o da götürdü suyun sırrını bir başka bilinmeze...
Çağlayanlar, şelaleler,akarsular... Hepsi kayboluyordu bir anda.
Sonra bir gün su takip etti dereyi. Dereye okyanusa kavuşunca farketti su,bütün sırlarının akarsularla,çağlayanlarla, ırmaklarla...okyanusa taşındığını.
Karar verdi su. Sırrını okyanusa verecekti. Öyle de yaptı zaten. Tüm sırlarını okyanusa verdi. Artık suyun sırrını okyanustan başkası bilmiyordu.Ne taştı okyanus, ne bir başkasına taşıdı suyun sırrını, ne de kurudu....
Geçenlerde karşılaştık suyla. Bir bardaktaydı. Suskundu.
Çok uğraştım konuşturamadım.
Ben tam giderken '' Dur !'' dedi su. Durdum!
'' Okyanus yürekli dostlar bulmadan sakın konuşma!
Taşıyamazlar, kaldıramazlar senin yükünü, canını yakarlar,utandırırlar....'' dedi.
Çevrenizde hep "okyanus yürekli" dostlarınızın olması dileğimle .....
